- Rüşvet suçunun kanıtı kabul edilebilecek delillerin yorumu gerektirmeyecek biçimde rüşvet suçunun anlaşma da dahil tüm unsurlarını ortaya koyması, görevin gereklerine aykırı hareket edilmesi için hangi iş ve işlem nedeniyle menfaat temin edildiği ya da rüşvet anlaşmasına varıldığı hususunun açık olması gerekir.
“Sanık … tarafından sanık …’e borç olarak verilip sonradan ödendiği ifade edilen paraların veriliş tarihlerinin soruşturmadan önceye ait olmasına ve iletişimin tespiti tutanaklarının içeriğine göre; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/10/2011 gün ve 175-210 sayılı Kararında ifade edildiği üzere, beyanın bir kısmına itibar edilip bir kısmına itibar edilmemesinin, “ikrarın bölünmezliği” ilkesi ile “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesine aykırı olduğu gözetilip tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle sanık … hakkında verilen beraat hükmü usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Sanıklar …, … ve …’ın rüşvet suçundan beraatlerine dair hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;
Mahkemece sanıklar… ve …’in amaçlarının sanık …’e sempatik görünmek bulunduğu konum itibarıyla sanık … ile ters düşmemek olduğu, mümkün olduğu kadar arkadaşlık çerçevesinde sanık …’in taleplerini karşılamaya çalıştıkları ve…’in de talep etmiş olduğu mal ve hizmetlerin karşılığını diğer sanıklara ödediğinin kabul edilmesi, rüşvet suçunun kanıtı kabul edilebilecek delillerin yorumu gerektirmeyecek biçimde rüşvet suçunun anlaşma da dahil tüm unsurlarını ortaya koymadığı, görevin gereklerine aykırı hareket edilmesi için hangi iş ve işlem nedeniyle menfaat temin edildiği ya da rüşvet anlaşmasına varıldığı hususunun açık olmadığı da nazara alındığında, savunma irdelenerek kolluk görevlilerinin icbar boyutuna varmayan davranışları sonucunda sivil sanıklarca menfaat temin edildiğinin anlaşılması halinde sanık …’in eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı ve bu halde kendisinden menfaat sağlananların suçun mağduru olacağı, aksi halde ise işin yapılmasına yönelik öncesinde bir anlaşmanın varlığı halinde eylemin suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK’nın 257/3. maddesinde düzenlenen “görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama ve bu suça azmettirme suçunu”, işin yapılmasına yönelik öncesinde bir anlaşmanın olmadığı, söz konusu işin yapılmasından sonra menfaat temin edilmesi halinde ise sanık … açısından eylemin TCK’nın 257/1 maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma, diğer sanıklar yönünden ise görevi kötüye kullanma suçuna azmettirme suçunu oluşturacağı gözetilerek, sanıkların görüşmelerine ilişkin iletişimin tespiti tutanakları sanıklara duruşmada okunarak diyeceklerinin sorulması, dosyadaki mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra hükme esas alınan ve reddedilen bütün deliller belirlenip delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden dosya kapsamı ile uyumlu olmayacak şekilde yazılı biçimde hükme varılması,” (Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2016/9616 E., 2018/4896 K.)
- Bir işin kamu görevlisinin görevine girip girmediği mevzuatla belirlenmelidir.
“Maddede, ne gibi hallerin görevi kötüye kullanma olacağının açıkça belirtilmeyerek “her ne suretle olursa olsun” diye genel bir ifade kullanılmış olması sebebiyle hangi fiilin suç sayıldığının belli olmaması gibi bir durum yaratıldığı yolunda bir iddiaya yer vermek de doğru olamaz.
Burada suçun maddi unsuru, görevin kötüye kullanılmış olmasıdır. Devlet hayatında çeşitli kamu hizmetleri vardır. Bu hizmetlerin yürütülmesini sağlayan mevzuatla, her memurun görevinin niteliği, gerekleri, nasıl ve ne suretle yerine getirileceği belli edilmiş ve sınırları çizilmiştir.
Hâkim, önüne getirilen dâvada, bu esasları daima gözönünde tutarak olayda memurun görevini kötüye kullanıp kullanmadığını kolayca tâyin ve takdir edebilecek durumda bulunduğuna göre; bu konuda suç unsuru belli demektir. Ortada kanunsuz ve keyfi takdirlere yol açacak bir hal mevcut değildir. Bu bakımdan Anayasa’nın 33 üncü maddesinin öngördüğü üzere kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı ceza verilmesi gibi bir durumla karşılaşılması da söz konusu olamaz. Suçun öteki unsurları da meydandadır. Bunlar da failin memur olması, işin memurun görevi ile ilgili bulunması ve nihayet manevi olarak, kastın var olmasıdır. Ceza da kanunda gösterilmiştir.”(AYM, E.1965/27, K.1965/55)
- Göreve giren bir iş olup olmadığının tespiti bakımından, işin kamu görevlisine özgülenmiş olması gerekir.
“Sanıkların başkomiser olan katılanın odasına görüşmek amacıyla geldikleri, katılanın sorumluluğu dahilinde bulunan alan içerisinden mazot çıkaracaklarını, kendilerine yardımcı olmasını, yardımcı olursa kendisini memnun edeceklerini ve hakkını zarf içerisinde getireceklerini söyledikleri, katılanın üzerinde daha etkili olabilmek amacıyla üst mevkide bir emniyet görevlisi ile görüştüğü intibaını uyandırarak telefonu katılana vermek suretiyle sanıkların rüşvet vermeye teşebbüs ettiklerinin iddia ve kabul edildiği olayda, katılanın sanıkların eylemlerini telefonda bildirdiği ve onun önerisi üzerine tutanağı tuttuğunu söylediği amiri C.. M..’in dinlenmesi, sanıkların katılana ‘bölgenizden mazot çıkarmak istiyoruz’ şeklinde söyledikleri sözlerin ne anlama geldiğinin katılandan sorularak açıklığa kavuşturulması, katılanın suç tarihinde kaçak mazot çıkartılması ve naklini önleme, engelleme, akaryakıt istasyonunda arama yapma ve denetleme yetki ve sorumluluğu olup olmadığının araştırılması, rüşvet teklifinin şarta bağlı olup olmadığının tartışılması, bundan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karara varılması gerekirken noksan araştırmayla yazılı şekilde hüküm kurulması,”(Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2014/509 E. 2014/4459 K.)
“Rüşvet suçunun oluşabilmesi için yapılan işin kamu görevlisi failin görevine giren bir … olması ve rüşvet sonucu yapılması istenilen belirli eylem ile failin görevi arasında mutlak bir bağın varlığının bulunması gerektiği gözetildiğinde; sanık …’nın … yerine ait belgelerin ilgili kurumdan temin edilmesinden, işletmenin gayri sıhhi müessese olup olmadığının, gayri sıhhi müessese ise sınıfının belirlenmesinden, yine işletmenin faaliyet alanı ile … yerinde tespit edildiği iddia edilen eksikliklerin niteliği dikkate alınarak buna yönelik denetimin hangi kurum tarafından yapılacağının araştırılmasından, Kaymakamlık makamından jandarmaya denetim hususunda bir emir veya talimat verilip verilmediği sorularak elde edilen bilgi ve belgelere göre sanık …’in denetimle görevli olup olmadığı hususunun tabi olduğu ve denetim yönünden uygulanması gerekli mevzuat hükümleriyle karşılaştırılıp şayet görevli olmadığı belirlenir ise resmi belgeyi yok etme suçuna konu tutanağın resmi belge mahiyetinde kabul edilip edilemeyeceği de karar yerinde denetime imkan verecek şekilde tartışıldıktan sonra sonucuna göre suç vasıflarının ve sanıkların hukuki durumlarının ayrı ayrı takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik araştırma sonucu yazılı şekilde hükümler kurulması,”(Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2018/9108 E. 2022/11710 K.)
- Görevin gereklerine uygunluk ya da aykırılık ayrımı yapılmaksızın anlaşma kapsamında sağlanan haksız menfaat rüşvet suçu olarak kabul edilmektedir. Haksız menfaatin göreve dahil iş karşılığında sağlanması yeterlidir.
- Görevin ifası ile ilgili işin belirli olması gerekir. Rüşvet konusu işin ne olduğu belirli değilken, genel bir durum konusunda irade birliğine varılması halinde rüşvet suçu oluşmaz.
“Suç tarihinde Köprülü 4. Jandarma Sınır Tabur Komutanlığınca yapılan yol kontrol faaliyeti esnasında ……….plakalı araç içerisinde kaçak olduğu şüphesi ile yakalanan etlerin sahibi olan sanığın, olay yerine etleri incelemek üzere görevli olarak gelen veteriner hekimler M.. D.. ve M.. T..’a etleri inceledikleri sırada “size 5 vereyim işi halledelim” demesi üzerine görevliler tarafından ikaz edildikten sonra etlerin kaçak olma ihtimaline binaen adli işlemler yapılmak üzere ilçe Jandarma Komutanlığına götürülürken bu defa İlçe Jandarma Komutanlığında görevli Astsubay A.. Ç..’ya “komutanım bana yardımcı ol etleri yarın bana verin yarın sabahta ben sana harçlığını vereyim” şeklinde sözler söylediği eylemi nedeniyle hakkında rüşvet vermeye teşebbüs suçundan mahkumiyet hükmü kurulmuş ise de;
5237 sayılı TCK’nın 6352 sayılı Yasa değişikliği öncesinde rüşveti tanımlayan 252/3. maddesinde “rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır” denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin yapması gereken işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlanmasının veya kişilerin bu şekildeki iş için kamu görevlisine çıkar temin etmelerinin rüşvet tanımından çıkarıldığı gözetilmek suretiyle, rüşvet suçuna konu para teklifinin kamu görevlisi olan müştekilere görevlerinin gereklerine aykırı olan bir işi yapmaları için verilip verilmediği hususunun hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve buna bağlı olarak suç niteliğinin tayini bakımından, sanık hakkında olaya konu etlerle ilgili olarak Çukurca Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma neticesinde eylemin idari nitelikte bir işlemi gerektirdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek Çukurca Kaymakamlığına gönderildiği dosya içerisindeki evraklardan anlaşılmasına göre Çukurca Kaymakamlığınca ne gibi bir işlem yapıldığı hususunun araştırılmasından ve bir idari işlem uygulanmış ise kesinleşmiş onaylı örneğinin bu dosya içine alınmasından sonra, bütün deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle görevlerinin gereklerine aykırı olarak kime, nasıl, ne şekilde, hangi iş ve işlemi nedeniyle ne kadar para veya menfaat teklif edildiği karar yerinde denetime imkan verecek biçimde gerekçeleriyle gösterilerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik soruşturma ve yetersiz gerekçelerle yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,”(Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2013/7617 E. 2015/8823 K.)
- Rüşvet anlaşmasının konusu olan işin yerine getirilip getirilmemesinin suça bir etkisi yoktur.
“Rüşvet suçunun menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda tamamlandığı, ancak izlenen suç siyasetinin gereği olarak belli bir işin yapılması veya yapılmaması amacına yönelik menfaat sağlanmasını öngören bir anlaşmanın yapılması durumunda dahi rüşvet suçu tamamlanmış gibi cezaya hükmedileceği, kamu görevlisinin görevinin ifası ile ilgili bir işi yapması veya yapmamasına bağlı olarak kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlanması hususunda, kamu görevlisiyle iş sahibinin serbest iradeleri ile rızaları uyuşarak rüşvet anlaşması yapılmasının suçun oluşumu için yeterli olduğu, menfaatin sağlanıp sağlanmamasının veya rüşvete konu işin yerine getirilip getirilmemesinin suçun oluşumuna etki etmediği,” (Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2013/17278 E. 2017/669 K.)
- Rüşvet veren ve alan açısından suçun hareket unsurunu, menfaat sağlama ve rüşvet konusunda anlaşmaya varma oluşturur.
“sanığın para isteğinin mağdur tarafından hemen kabul edilmiş olması nazara alındığında, karşılıklı rızaya dayanan bir anlaşmayı içeren sanığın eyleminin “rüşvet alma” suçu olarak kabul edilmesi gerekirken,”(Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2012/5892 E. 2012/6669 K.)
- Suç tarihi rüşvet anlaşmasının yapıldığı tarihtir.
“Özel Dairece ve Ceza Genel Kurulunca istikrarlı bir şekilde kabul edilen içtihatlarda da vurgulandığı üzere rüşvet suçunun yapısı gereğince suç tarihinin rüşvet anlaşmasının yapıldığı tarih olduğunun kabul edilmesi, 5237 sayılı TCK ile de içtihatlarla oluşan uygulamanın devam ettirilmesinin kanun koyucu tarafından amaçlanarak 5237 sayılı TCK’nın 252. maddesinin üçüncü fıkrasının “Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.” şeklinde düzenlenmesi ve bu düzenleme ile menfaat temin edilene kadar bu suça iştirakın mümkün olması birlikte değerlendirildiğinde suç tarihinin menfaatin temin edildiği tarih değil, rüşvet anlaşmasının yapıldığı tarih olduğu” (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/1020 E. 2020/350 K.)
- Rüşvet suçunun tamamlanması için rüşvet anlaşmasının yapılması yeterlidir ANCAK, anlaşmanın varlığı için tarafların özgür iradelerinin bulunması gerekir. Bir tarafı yakalatmak için yapılan rüşvet anlaşması özgür iradeye dayanmadığından rüşvetin teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilir.
“Kamu görevlisi olan sanığın, hakkında rüşvet aldığı yolunda yaygın söylentilerin bulunduğu, yakınana da yapmaması gereken bir işte kolaylık sağlayacağını söyleyerek yarar sağlamak istediği, olayın başlangıcından itibaren rüşvet vermek niyetinde olmayan yakınanın, sanık ile arasında geçen konuşmaları cep telefonunun hafızasına kaydettiği ve rüşvet teklifini, sanığı yakalatmak ve suçun maddi kanıtlarını ortaya çıkartmak amacıyla kabul etmiş gibi göründüğü, bu haliyle taraflar arasında özgür iradeye dayalı bir rüşvet anlaşmasının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda sanık, rüşvet alma suçunun icra hareketlerine doğrudan doğruya başlamış, ancak elinde olmayan engel neden yüzünden tamamlayamamıştır. O halde sanığın eyleminin, rüşvet almaya kalkışma aşamasında kaldığının kabulü zorunludur.”(Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2009/5-150 E. 2010/1 K.)
- Rüşvet suçunun oluşmasının temel şartı rüşvet anlaşmasının varlığıdır. Rüşvet anlaşmasının varlığı için sadece menfaatin teklif edilmesi ve kabul edilmesi yeterli olmayıp, bir şeyin yapılması ya da yapılmaması konusunda da anlaşılması gerekir.
“sanık Mehmet Y…..K……., Cahit K…. hakkında Fethiye Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı görevine başlamasından önce açılan ve yürüyen kamu davasının ilk üç oturumuna katılmamış, ekspertiz raporunun dönüşünün beklendiği aşamada ve tümü bir aylık süre içinde gerçekleştirilen sonraki üç oturumda mahkeme başkanlığını üstlenmiş, son oturuma katılan iki Cumhuriyet savcısının uygun görüşü doğrultusunda ve heyetin oybirliği ile gerçekleştirilen bir kararın oluşumunda mahkeme başkanı olarak görev üstlenmiştir. Bu kararın verilmesinden önceki aşamada, sanık Mehmet Y…..K……. ile diğer sanık Cahit K…. arasında, beraat ettirilmesi karşılığında menfaat teminine yönelik bir anlaşmanın varlığı saptanamamıştır. Beraat kararının verilmesinden sonra, sanık Mehmet Y…..K…….’nun meslek ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde diğer sanık Cahit K….’nın otellerine zaman zaman gidip karşılıksız yararlandığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmakta ise de, disiplin soruşturmasının konusunu oluşturabilecek olan bu husus rüşvet anlaşmasının kanıtı olarak kabul edilemez.” (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2006/5.MD-142 E., 2007/108 K.)
- Taraf iradelerinin şüpheye yer vermeyecek açıklıkta olması gerekir.
“…sanık S. Nin para istemesine karşılık, gerçekte para verme niyetleri olmayan A. Ve N.’ Nin para vereceklerini de söylemeden, sırf imzayı alabilmek için “hallederiz” demek suretiyle teklifi kabul ediyor göründükleri, bu durumda taraflar arasında serbest irade ürünü rüşvet anlaşması oluşmadığı…”(Yargıtay 5.CD. 2004/2397 E.-2004/3704 K.)
- Kışkırtıcı ajanların sanığı yakalamak için rüşvet teklif etmesi ve sanık tarafından kabulü halinde ortada özgür irade ürünü bir rüşvet anlaşması bulunmadığından rüşvet suçu teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilir.
“Sanık … tarafından yapılan rüşvet teklifinin gizli soruşturmacı olan kamu görevlisince kabul edilmiş gibi görünerek paranın teslim alındığı nazara alındığında, eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığı gözetilmeden, tamamlanmış suç hükümleri uygulanarak sanık hakkında yazılı şekilde fazla ceza tayini,”(Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2017/7124 E. ,2020/9259 K.)
- Şarta bağlı olarak rüşvet anlaşması yapılamaz.
“…rüşvet suçunun konusu; işin yapılması veya yapılmaması olduğundan, şarta bağlı rüşvet sözleşmesinin yapılamayacağı, zira şart gerçekleşmediğinde rüşvet sözleşmesinin gereğinin yerine getirilmeyeceği, başka bir anlatımla anlaşma konusunun ortadan kalkacağı kabul edildiğinden rüşvet verme suçunun unsurlarının oluşmadığı, ancak eylemin kamu görevlisinin şeref ve saygınlığına saldırı niteliğinde, TCK’nın 125/3. maddesinde düzenlenen kamu görevlisine hakaret suçunu oluşturabileceği gözetilmeden,”(Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2014/8415 E. 2017/4202 K.)
- Menfaat rüşvet anlaşması üzerine elde edilmiş olmalıdır. Rüşvet anlaşmasına bağlı olmadan sağlanan yarar rüşvet suçunu oluşturmaz.
“Suç tarihinde … İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı trafik timinde uzman çavuş olarak görevli bulunan…’un, görev yaptığı güzergahlarda araçlarıyla yük taşımacılığı yapan sanıklar … ve ..a yol kontrolü olup olmadığını telefonla haber verip yola çıkacakları uygun zamanı bildirdiği ve adı geçenlerden yarar sağladığı sabit ise de, bunun somut bir ceza anlaşmaya bağlı olarak gerçekleştiğinin sübuta ermediği, kuşkunun sanık lehine yorumlanması gerektiği, böylece…un diğer sanıklara yol kontrolü zamanlarını bildirmek suretiyle kişilere haksız menfaat sağlayıp görevinin gereklerine aykırı davranarak zincirleme görevi kötüye kullanmak suçunu işlediği,” (Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2014/3564 E. 2014/5466 K.)
- Anlaşma olmaksızın işin tamamlanmasından sonra menfaat sağlanması ya da talep edilmesi halinde rüşvet suçu oluşmaz.
“…söz konusu işin yapılmasından sonra menfaat temin edilmesi halinde ise kolluk görevlileri açısından eylemin TCK’nın 257/1 maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma, sivil sanıklar yönünden ise görevi kötüye kullanma suçuna azmettirme suçunu oluşturacağı” (Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2016/5818 E. , 2017/4212 K)
- Anlaşma tespit edilemeyen olayda işin yapılmasından sonra menfaat temin edildiği sırada suçüstü yapılırsa teşebbüs aşamasında kalacağından, görevi kötüye kullanma suçunda teşebbüs uygulanması söz konusu olamayacağından görevi kötüye kullanma suçu da oluşmaz.
“…mağdur tarafından taşınmazı üzerindeki vakıf şerhinin kaldırılması hadisesinin sanığın kendisinden haksız menfaat istediği tarihten evvel öğrenilmesi sebebiyle, bu durum fail tarafından bilinmese de, irtikap ve özellikle rüşvet suçunun maddi konusunun somut olayda bulunmadığı, günlük hayat tecrübelerine göre de, sanığın hareketinin sonuçsuz kalmasının büyük bir ihtimal içinde olduğu ve ortada elverişli hareketin bulunmadığı anlaşıldığından, sanık tarafından rüşvet ve irtikap suçları açısından işlenemez suçun mevzubahis olduğu ve sanığın bu suçlardan ve bu suçlara teşebbüsten dolayı cezalandırılamayacağı, diğer yandan görevi kötüye kullanma suçunun oluşumu için norma aykırı davranışın yeterli olmadığı, objektif cezalandırma şartlarından birinin gerçekleşmesi gerektiği ve objektif cezalandırma şartı öngörülen suçlarda teşebbüs hükümlerinin uygulanamayacağı ile olayımızda sanığın mağdurdan parayı alırken suçüstü yakalandığı hususları da gözetildiğinde, sanığın norma aykırı eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu da oluşturmayacağı,”(Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2014/8501 E. 2017/3114 K.)
- Hukuka aykırı ses kaydı
“Suç tarihinde … Orman İşletme Şefliğinde orman muhafaza memuru olarak görev yapan sanığın görevli olduğu bölgede orman kesim işi yapan katılan …’den işlerinde kolaylık sağlayacağı, izinli olmadığı bazı bölgeleri kesime açacağı ve izinli olduğu alan dışında fazladan odun kesmesine müsaade ederek fazla kazanç sağlayacağı vaadi ile 3.500,00 TL istediği, bu suretle rüşvet almaya teşebbüs suçunu işlediği kabul edilerek mahkumiyetine karar verilmiş ise de; teknik araçlarla izlemenin düzenlendiği TCK’nın 140. maddesinde sayılan katalog suçlardan birinin işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi halinde, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin ve … yerinin teknik araçlarla izlenebileceğinin, ses veya görüntü kaydı alınabileceğinin hükme bağlandığı ve bu kararın hakim, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından verileceği, Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararların da yirmi dört saat içinde hakim onayına sunulacağının belirtildiği, somut olayda ise katılan tarafından kayda alınan konuşmaların yasayla düzenlenen usul ve esaslara uyulmadan elde edildiği, yetkisiz kişilerce elde edilen bu kayıt ve bulguların bir suça ilişkin de olsa hukuka aykırı delil niteliği taşıdığı, Anayasa’nın 38. maddesindeki “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez”, CMK’nın 206/2-a bendindeki “Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunur” ve aynı Kanun’un 217/2. maddesindeki “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” hükümleri nazara alındığında, hukuka aykırı olarak elde edilmiş ses ve görüntü kayıtlarının soruşturma veya kovuşturma sırasında kullanılamayacağı, mahkumiyet hükmüne ispat aracı olamayacağı, diğer taraftan katılan tarafından alınan ses kayıtlarının sanığın katılandan daha önce de para istemesinden sonra suç tarihinde tekrar arayarak … Orman İşletme Müdürlüğüne çağırması ve kurum binasında sanık ile buluşup birlikte dışarı çıkmalarından sonra kayda alındığının anlaşıldığı, dolayısıyla katılanın yetkili makamlara başvurma imkanının olduğu ve bunun zorunlu bulunduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği halde buna aykırı şekilde bizzat katılanın elde ettiği ses kayıtlarının hukuka uygun kanıt olarak kabulünün mümkün olmadığı, kaldı ki bahse konu kayıtların ani gelişen ve bir daha elde edilme imkanı bulunmayan kanıt niteliğinde de sayılamayacağı, hukuka aykırı delil niteliğindeki söz konusu kayıtlar dışlandığında,”(Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2018/12984 E. 2022/12928 K.)
- Aynı rüşvet anlaşmasına bağlı olarak farklı zamanlarda aynı kişilerle rüşvet konusu para alışverişinin gerçekleşmesinin zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını gerektirmediği, yapılan tek bir anlaşma ile suçun oluşacağı, sonradan farklı zamanlarda sağlanan veya elde edilen menfaatlerin, TCK’nın 61. maddesine göre temel cezanın belirlenmesinde esas alınabileceği (Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2014/11657 E. 2015/16350 K.)
- Tesadüfen elde edilen delil ve gizli soruşturmacı
“Anayasa’nın 38/2. maddesi hükmü gereğince kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği, 5271 sayılı CMK’nin 217/2. maddesi uyarınca yüklenen suçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği, 206/2-a maddesi gereğince ortaya konulması istenilen bir delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunacağı, 230/1-b maddesi uyarınca mahkumiyet hükmünün gerekçesinde delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerektiği cihetle, dosya kapsamına göre; Saray Sulh Ceza Mahkemesinin 24/09/2010 tarihli ve 2010/239 Değişik iş sayılı Kararı ile sanık …’ın kullandığı telefon numarasıyla ilgili olarak 2863 sayılı Yasa’ya muhalefet suçundan iletişimin tespitine ve Saray Sulh Ceza Mahkemesinin 05/10/2010 tarihli ve 2010/250 Değişik iş sayılı Kararı ile 2863 sayılı Yasa’ya muhalefet suçundan gizli soruşturmacı atanmasına karar verildiği, yapılan dinleme ile gizli soruşturmacı kaydı esnasında sanık ve gizli soruşturmacı arasında rüşvet vermeye teşebbüs suçuna ilişkin konuşmaların yapıldığının tespit edildiği, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin 5271 sayılı CMK’nin 135. maddesinde, bu yolla elde edilen tesadüfi delillerin hukuki durumunun ise aynı Kanun’un 138/2. maddesinde düzenlendiği, buna göre telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse bu delilin muhafaza altına alınacağı ve durumun Cumhuriyet savcılığına derhal bildirileceğinin belirtilmesi, diğer yandan CMK’nin “Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi” başlıklı 139. maddesinin “Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir” hükmü uyarınca gizli soruşturmacı görevlendirilmesi kararı verilebilmesi için soruşturma konusu suçun kanunda sayılan suçlardan olması, suçun işlendiği konusunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, başka yolla delil elde edilme olanağının bulunmaması ve hakim kararı gerektiği, CMK’nin 139. maddesi gereğince alınan gizli soruşturmacı görevlendirilmesi kararı sonucunda elde edilen delillerin yalnızca bu maddede sayılan katalog suçlar kapsamında yer alan suç bakımından delil olarak kullanılabileceği, katalog suçlar dışında kalan bir suç bakımından ise elde edilen delillerin yargılamada kullanılmasının maddenin 6. fıkrasının açık hükmü karşısında olanaklı olmadığı, buna karşılık CMK’nin 138. maddesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Birinci Kitap Dördüncü Kısım Koruma Tedbirleri Beşinci Bölüm Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi başlığı altında, aynı Yasa’nın 139. maddesi ise Kanun’un Birinci Kitap Dördüncü Kısım Koruma Tedbirleri Altıncı Bölüm Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme başlığı altında düzenlendiğinden, “Tesadüfen elde edilen deliller” başlıklı CMK’nin 138. maddesi gizli soruşturmacı görevlendirilmesini kapsamadığı gibi Kanunda gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin olarak 138. maddedeki düzenlemeye benzer bir hükme yer verilmediğinden, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi sırasında tesadüfen elde edilen delillerin soruşturma veya kovuşturma sırasında CMK’nin 217. maddesi kapsamında delil olarak kullanılmasının olanaklı olmadığı nazara alındığında; hükme dayanak yapılan görüşmelere ait iletişimin tespiti ile gizli soruşturmacı kaydı tutanaklarının yasak delil niteliğinde olduğu nazara alınıp, yasaya aykırılığı saptanan bu kanıtların dışlanması ve dosyada mevcut diğer delillerin karar yerinde tartışılıp değerlendirilmesinden sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm”(Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2018/3259 E. 2022/532 K.)

