ŞÜPHELİNİN KOLLUĞUN HAK HATIRLATMASINA FIRSAT BIRAKMADAN YAPTIĞI ANİ AÇIKLAMALARIN DELİL DEĞERİ NEDİR?

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2019/578 E. , 2022/52 K. sayılı kararına konu olayda şüphelinin kolluk tarafından yakalandıktan sonra polis aracında iken kendiliğinden başka soruşturma dosyaları ile ilgili açıklamaları ve bunun polis memurları tarafından mülakat sonucu tutanak altına alınmasının delil değeri değerlendirilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göre, Kollukla karşılaşan kişinin kolluğun hak hatırlatmasına veya isnatta bulunmasına ya da bilgi toplamak amacıyla soru sormasına fırsat bırakmadan yaptığı ani açıklamalarda ifade olarak değerlendirilemez. Kolluk tarafından işlendiği bilinmeyen bir suça ilişkin sanığın kendi özgür iradesi doğrultusunda ikrarda bulunduğu takdirde beyanlarının tutanağa bağlanması kolluğun adli görevlerindendir. Bu tutanak yasak sorgu kapsamında olmadığından sanık aleyhine delil olarak da kullanılabilecektir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2019/578 E. , 2022/52 K. sayılı kararının özeti aşağıdaki gibidir.

YARGILAMA SAFAHATI

  • Sanık hakkında İstanbul 13. ACM tarafından tasarlayarak adam öldürme suçundan müebbet hapis cezası verilmiştir,
  • Bu hüküm Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından; görevsizlik kararı verilmesi ve dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verilmiştir,
  • Bozmaya uyan İstanbul 13. ACM dosyayı İstanbul 9. ACM’ ye göndermiş, İst. 9. ACM’ de yapılan yargılama sonucunda sanığın oy çokluğu ile beraatine karar verilmiştir,
  • Bu hüküm Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından, eksik inceleme gerekçesiyle bozulmuştur,
  • Bozmaya uyan İst. 9. ACM bu sefer oy çokluğu ile sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir,
  • Bu hüküm Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından oy çokluğu ile onanmıştır. Muhalafet şerhinde, kolluk tutanaklarının ve bu tutanaklarda yer alan ikrarın hukuka aykırı delil olduğu, geriye kalan aleyhe tek delil olan sigara izmaritinin mahkumiyet kararı için yeterli olmadığı belirtilmiştir,
  • Yargıtay CBS tarafından Yargıtay 1. Ceza Dairesinin onama kararına karşı “karşı oy kullanan üyelerin karşı oy gerekçelerinde belirttikleri” hususlar nazara alınarak sanığın beraatine karar verilmesi görüşüyle itiraz edilmiştir,
  • İtiraz, Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından oy çokluğu ile reddedilmiş ve dosya incelenmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmiştir, 

OLAY

MSB isimli şahsın 11.10.2005 tarihinde öldürülmesi olayı ile ilgilidir.

Sanık, öldürme olayından başka bir olay nedeniyle 30.05.2006 tarihinde yakalanıp, polis otosuyla polis karakoluna götürüldüğü sırada; 30.05.2006 tarihli kolluk tutanağı içeriğine göre “ tüm yasal hakları kendisine hatırlatıldığı hâlde özgür iradesi ile biz görevlilere, tarihten üç dört ay kadar evvel bir kandil akşamı … ilçesinde bulunan …e ait otoparkı ölen amcası … intikamını almak için yanında tanımadığı iki kişiyle birlikte kurşunî renkli Hyundai oto ile giderek bombaladığını ve otonun içinde iki kaleşnikof, 1 Uzi marka ve 3 adet el bombası olduğunu, bu bombalardan birisini otoparka attığını, silahları oto ile bıraktığını ve yaya olarak kaçtığını beyan etmiş” bunun üzerine sanık Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne getirilmiş burada düzenlenen 30.05.2006 saat 23:20 tarihli tutanağa göre de “…babasının amca çocuğu…’ un … ili halkından olan ve daha önce cinayet bürosunda çalıştığını, … ilçesinde ikamet ettiğini bildiği … isimli şahsı kendilerinin …’da bulunan Petrol şirketi çalışanlarını orada bulunan adamları aracılığı ile rahatsız edip haraç para istediğini, kendilerinden kimsenin haraç isteyip rahatsız edemeyeceğini beyanla bu şahsı öldürmesini istediğini……2005 yılı … ayı içerisinde daha önce………kendisinden öldürmesini istediği, … isimli şahsı …. Mahallesi’nde bulunan evini takip ettiğini, aynı gün akşam saat 19.00 sıralarında şahsı evinden çıkarken gerçekleştireceğini, fakat denk gelmediğini, takibe devam ettiğini, aynı gece tahminen saat 24.20 sıralarında evinin önünden geçerken şahsın otosuyla geldiğini, kendisine yol vermek için geri çıktığını, şahıs otosunu park edip ikamet ettiği binanın giriş merdivenlerine çıktığı esnada, olay yerine gittiği çenç olan lacivert renkli Renault 19 marka otosu ile binanın önüne gelip, otosundan inmeden, ‘Bana bak, bizden kimse haraç isteyemez.’ diye bağırarak üç veya dört el ateş ettiğini, bilahare olay yerinden kaçtığını bu olayı daha önce … ‘ dan aldığı CZ 75 tabir edilen 9 mm çaplı tabancayla gerçekleştirdiğini……..Biz görevlilere hür iradesi ile olaylarını anlattığını, fakat ifade esnasında susma hakkını kullanmak istediğini, bizim tuttuğumuz bu tutanağa imza atmak istemediğini, vicdani olarak kendisini rahatlatmak maksadıyla biz görevlilere anlatmak istediğini, bu olayları soyadının …… olmasından ve …in listesinde oluşundan dolayı gerçekleştirdiğini, kimsenin kendisine baskı ile bir şey yaptıramayacağını beyan etmiştir”,

Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde 31.05.2006 saat 11:30 tarihli tutanağa göre de; “…Şube Müdürlüğümüze getirildikten sonra, anlattığı olayların doğruluğunun teyit edilmesi için yeniden mülakata alınmış ve tüm yasal hakları kendisine hatırlatılarak yakalandığı sırada anlattığı olaylarla ilgili konuşmak isteyip istemediği sorulmuş, şahıs haklarını çok iyi bildiğini, konuşmak istediğini, zaten her şeyi İlçe Polis Merkezinde iken anlattığını ancak yine anlatabileceğini söylemiş, bunun üzerine yapılan mülakatta…….ben bu eylemleri tamamen kendim yaptım, kimseden talimat almadım…..Ancak ben bu konularla ilgili ifade vermeyeceğim. Susma hakkımı kullanacağım….” Demiştir.

Sanık … 01.06.2006 tarihinde müdafisi huzurunda Kollukta; susma hakkını kullanmış, savcılıkta bu olaylarla hiçbir ilgisinin ve bağının olmadığını, sorgu hakimliğinde ise Emniyette yukarıda belirttiği gibi bu olaylara karışmadığını söylemesine rağmen susma hakkını kullandığı şeklinde yazıldığını, aleyhine bir durum olmadığı için tutanağı imzaladığını, Savcılıkta verdiği ifadesinin de doğru olduğunu, Mahkemede ise suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, yakalanıp gözaltına alınan şüphelinin bu esnada kendiliğinden başka soruşturma dosyaları ile ilgili ikrarı ve bunun polis memurları tarafından mülakat sonucu tutanak altına alınmasının delil değeri ve CMK’nın “delillerin takdir yetkisi” başlıklı 217. maddesinin ayrı ayrı değerlendirmesi;

Soruşturma aşamasında, ifade kapsamında olduğu değerlendirilmeyen ve kendiliğinden yapılan açıklamaların, hukuki niteliğinin değerlendirmesinin uyuşmazlığın çözümü açısından önem arz edecektir.

Bu konuda öğretideki görüşler incelendiğinde; “Kolluk soru sorduğu kişiden şüpheleniyorsa, o kişiyi şüpheli sıfatıyla haklarını hatırlatarak ve CMK 147 deki usule uygun bir şekilde Cumhuriyet Savcısının bilgisi dahilinde dinleyebilir. (CMK madde 161/1-2,164/2) bunun gibi kollukla karşılaşan kişinin kolluğun hak hatırlatmasına veya isnatta bulunmasına ya da bilgi toplamak amacıyla soru sormasına fırsat bırakmadan yaptığı ani açıklamalarda ifade olarak değerlendirilemez. Kişinin anlatımları da ifade kapsamında değerlendirilmez. O halde, ani olarak yapılan açıklamalar ve bilgi toplama esnasında elde edilen bilgiler, henüz kimin şüpheli olduğu bilinmediğinden ifade sayılmaz ve bunlar için ifade almaya özgü kurallara uyulması gerekmez.

Bu arada, ileride şüpheli/sanık olabilecek kişiye de bu yolla soru sorulmuş veya o kendiliğinden açıklama yapmış olabilir. Ani açıklamalar ve bilgi toplama kapsamında kolluğun sorduğu sorulara verilen cevaplar, ifade alma usulüne uyulmamış olmasına rağmen kovuşturma evresinde değerlendirmeye alınır.” (Centel/Zafer, Ceza Muhakemeleri Kanunu 14. Baskı s:239-240.).Bu konuda Kunter-… “Gözaltına alınan şüpheliye CMK 147. maddesi uyarınca haklarının bildirilmesi mecburiyeti vardır. Ancak karakolda verilen bütün ifadeler gözaltında iken alınmış sayılmaz. Kendiliğinden ve iradi olarak yapılan açıklamalar ifade alma kapsamına girmez. Ancak, sorulan soru kendiliğinden açıklama yapan kişinin konuşmasını kolaylaştıracak basit sorular, konuşma akışı içinde olağan sorular olduklarında hak öğretmeye gerek yoktur. Buna karşılık yönlendirici ve olayın derinlenmesine ayrıntılarını öğrenmeye yönelik sorular sorulacağı vakit daha evvel haklarının öğretilmiş olması gereklidir. (Kunter-Yenisey-Nuhoğlu Ceza Muhakemesi Hukuk 18. Baskı, s:904.).”İfadesi alınacak olunan kişiye sorulan soruların ilk amacı kimlik tespitidir. İlgiliye adının veya soyadının sorulması için müdafinin hazır bulunmasına gerek yoktur. Bu tür kimlik sormalar teknik anlamda ifade değildir. “”ABD Yüksek Mahkemesi maddi gerçeği ortaya çıkartmak amacıyla polisin bazı senaryolar yaratabileceğini kabul etmiştir. Polis bir olayda çocuklarını öldürdüklerinden şüphelenilen karı – kocadan, kadına isteği üzerine kocasıyla konuşmasına izin vermiş, fakat bu konuşma sırasında cebinde teyip olan bir polis memuru hazır bulunmuştur. Karı – koca konuşmasından elde edilen bilgiler daha sonra mahkemede delil olarak kullanılmıştır. Mahkeme bu konuya ilişkin olarak verdiği kararda serbest iradeyi etkilemeyen yöntemlerin polis tarafından kullanılabileceğine karar vermiştir. Şüphelinin ifadesi alınmazdan önce hücresine şüpheli gibi gönderilen bir polis memuru ile yaptığı konuşmaların ileride ifade alınması sırasında kullanılması olayında, ABD Yüksek Mahkemesi hücrede bulunan iki kişinin konuşmasının ifade alma sayılmayacağı, hücre içinde şüpheli gibi davranan bir polis memurunun ifadesi alınacak olan bir kişinin iradesi üzerine bir baskı yaratmayacağını ve bu nedenle kendi kendisini suçlamama ile ilgili kurala aykırılık bulunmadığına karar vermiştir. Amerika hukukunda kabul edilen bu çözüm, bizde geçerli değildir; polisin böyle bir davranışı hile olarak nitelendirilebilir.” (Kunter- Yenisey -_Nuhoğlu Ceza Muhakemesi Hukuku 18.Baskı, s:906). İfade alma sayılmayan konuşmaların delil olarak kullanılıp kullanılmayacağı konusunda Kunter – Yenisey -Nuhoğlu; Savcılık veya kolluk basit bir başlangıç şüphesi üzerine, ilgilinin suç işlemiş olup olmadığını araştırmaya başlarsa, buna bilgi toplama denilir. Bilgi toplama fert haklarını kısıtlayan bir işlem sayılmadığı için genel yetki ile yapılabilir. Bu aşamada suçun iz ve eserleri henüz net bir şekilde ortada değildir. Sadece suçun işlendiği konusunda olayla bağlantılı, fakat tecrübe kuralına dayanan bir tahmin vardır. Tahmine dayalı basit şüphe Ceza Muhakemesi Hukukunda sadece arama türünden koruma tedbiri açısından önem kazansa da, ilgili kişiyi sanık statüsüne getirmek için yeterli kuvvette değildir. Belli bir kişi hakkında soruşturma yapıp yapmama konusunda bir karar vermek açısından, yürütülen bilgi toplama kapsamı içindeki ifade alma işlemleri sırasında “ilgiliye” haklarını öğretme mecburiyeti yoktur. CMK 147 bu alanda uygulanamaz….Suç işlendiği izlenimi ortaya çıkmışsa yani şüphe somutlanmış ise veya kuvvetli ise ve ilgilinin polis tarafından yakalanması için gereken yoğunluğa ulaşmışsa yakalama işlemi sırasında polisin ilgiliye haklarını öğretmesi gerekir. Bununla birlikte yakalanan kişi olay yerinde haklarını öğrendikten sonra söyleyeceği sözler açısından müdafinin hazır bulunması şartı aranmaz. Kendiliğinden yapılan açıklamalarda hakların bildirilmesi kuralı geçerli değildir. Mesela, kıskançlık nedeniyle karısını öldürdükten sonra karakola giderek teslim olan şahsın, kendiliğinden yaptığı açıklamalardan önce onun susturulması, müdafinin getirilmesi söz konusu olmaz. Suçüstü halinde iken takip edilen kişinin söylediği sözler bakımından susma hakkının bildirilmesi kuralı geçerli değildir. Mesela, suç işledikten hemen sonra takip edilerek yakalanan sanığa, suç aleti olan silahı nereye koyduğu sorulduğunda, sanık bunun yerini söylerse avukat olmadan konuştuğu ileri sürülerek, elde edilen silahın kanuna aykırı yöntemli delil elde edilmiş sayılacağı ileri sürülemez. (Kunter-Yenisey-NuhoğluCeza Muhakemesi Hukuku 18. Baskı, s:1460-1462) Yerleşik uygulama ve doktrindeki görüşlere göre şüpheli veya sanık konumundaki kişilerin ifadesinin alınması ya da sorguya çekilmesi durumunda haklarının hatırlatılması Anayasal ve yasal bir zorunluluktur. Ancak yukarıda açıklandığı üzere bazı işlemlerin ifade ve sorgu olmadığı dolayısıyla yasada öngörülen sınırlamalara uyulma zorunluluğu bulunmadığı, diğer taraftan ifade ve sorgu niteliğinde olmayan beyanların da ikrar olarak değerlendirilmesi mümkün değil ise de suçun ispatında delil olarak kabul edilmesinde de yasaya aykırılık bulunmamaktadır.

Somut olayda, sanık hakkında kesinleşen mahkûmiyet hükmü ve soruşturması devam eden suçlar nedeniyle çıkarılan yakalama müzekkeresi doğrultusunda yakalanarak karakola getirilmiştir. Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda şüphelinin kolluk tarafından ifadesine başvurulacaksa yasal haklarının hatırlatılması gereklidir. Aksi takdirde yapılan işlemler hukuka aykırı olacaktır. Ancak kolluk tarafından işlendiği bilinmeyen bir suça ilişkin sanığın kendi özgür iradesi doğrultusunda ikrarda bulunduğu takdirde beyanlarının tutanağa bağlanması kolluğun adli görevlerindendir. Bu tutanak yasak sorgu kapsamında olmadığından sanık aleyhine delil olarak da kullanılabilecektir.

https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5271.pdf

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir