Av. Tugay AYDENİZ
5271 sayılı CMK 100. Maddesinin ilk halinde “olgu” kavramına yer verilmiş, 2014 yılında CMK 100. Maddesinde 6526 sayılı kanun ile yapılan değişiklik ile “olgu” kavramının yerine “somut delil” kavramına yer verilmiştir. Tabi ilk olarak bu değişiklik nasıl bir fark yaratacaktır sorusu akla gelmektedir. 6526 sayılı kanun ile yapılan değişiklik gerekçesinde “düzenlemeyle tutuklamanın kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillere dayandırılması zorunluluğu getirilmektedir.” denilmiş olmasına rağmen bunun çok açıklayıcı bir gerekçe olmadığı açıktır.
Tutuklamanın maddi koşulu için usul kanunlarında yıllar içerisinde hangi değişimlerin yaşandığına bakıldığında;
1- 1929 tarihli 1412 sayılı CMUK’ nın ilk düzenlemesinde “kuvvetli emare” kavramının kullanıldığı,
2- 1961 Anayasasının 30. Maddesinde “kuvvetli belirti” kavramına yer verildiği,
3- 1982 Anayasasının 19. Maddesinde “kuvvetli belirti” kavramının kullanıldığı,
4- 1992 yılında 1412 sayılı CMUK’ da değişiklik yapılarak “kuvvetli belirti” kavramının kullanıldığı,
5- 2004 tarihli 5271 sayılı CMK’ nın ilk halinde “kuvvetli şüphe sebebinin varlığını gösteren olgu” kavramına yer verildiği,
6-2014 yılında 6526 sayılı kanunla 5271 sayılı CMK’ da yapılan değişiklik ile “kuvvetli şüphe sebebinin varlığını gösteren somut delil” kavramına yer verildiği görülmektedir.
5271 sayılı CMK’ nın Hükümet tasarısına bakıldığında 1412 sayılı CMUK’ da olduğu gibi “belirti” kavramına yer verildiği ancak Adalet Komisyonu tarafından “belirti” kavramının “olgu” kavramı şeklinde değiştirildiği görülmektedir. Ancak komisyon raporunda bu değişikliğin neden yapıldığına dair açıklayıcı bir ifade bulunmamaktadır. Aynı şekilde bu tasarı gerekçesi Meclise kanun gerekçesi olarak sunulduğundan CMK’ da madde gerekçesi olarak görülen metinde de “belirti” kavramı varlığını korumuştur.
6526 sayılı kanunla CMK 100. Maddesine konulan “somut delil” ibaresinden ne anlaşılacağını saptamak için öncelikle ceza usul kanunun önceki hallerinde yer alan “belirti” ve “olgu” kavramlarının neyi ifade ettiğinin anlaşılması aydınlatıcı olacağından öncelikle bu kavramlardan ne anlaşılması gerektiğine bakılmalıdır.
Belirti:
Tutuklama tedbirindeki belirti kavramını bir delil türü olarak algılamamak gerektiği burada kastedilenin şüphenin varlığı olduğu belirtilmektedir. (Z.Özen İnci, Bir Koruma Tedbiri Olarak Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama, 2022, s.79)
Kunter/Yenisey tarafından da(Prof.Dr. Nurullah Kunter, Prof.Dr. Feridun Yenisey, Muhakeme Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 2008,s.619, d.not.407); “burada delillerin bir çeşidi olan belirti değil, fakat mesela sanık beyanı veya belgeyi de içine alan “şüphe sebepleri”, “şüphelenmeyi haklı gösteren sebepler” kastedilmiştir. Mehaz kanunundaki “Verdachtsgründe” tabirinin “şüphe sebepleri” yerine “emare”(belirti) diye tercüme edilmesi, belirti genel mahiyette temsili delillerin adı olduğu için hatalı olmuştur.” denilmiştir.
Buna rağmen belirti delilinden ne anlaşılması gerektiğine baktığımızda ise;
Belirti delillerinin, olayın nasıl geliştiği, nasıl bir yerde geliştiği, ya da hangi zamanda geliştiği hakkında önemli bilgiler veren “yardımcı deliller” olduğu, olayla bağlantılı olup olmadığının tespiti bakımından mahkemenin o delille ilgili araştırma yapmasını gerektiği ifade edilmiştir.(Prof.Dr. Feridun Yenisey, Ceza Hukuku Dergisi, Cilt: 2, Sayı:4, Ağustos 2007, ss.5-60)
1412 saylı CMUK, 1961 Anayasası, 1982 Anayasasında yer aldığı görülen “belirti” kavramı ile ilgili olarak Taşdemir/Özkepir tarafından (Kubilay Taşdemir- Ramazan Özkepir, Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi, 2007, Cilt 1, s.393) “belirti elbetteki delil değildir, delildeki katı’yete yakınlık ve küllilik belirtide mevcut bulunmamaktadır”denilmiştir.
Almanya’ da Essen Eyalet Mahkemesinin 24/6/1999 tarihli kararında, sadece tanığın, sanığın resmini teşhis etmesi ve olaya ilişkin bundan başka bir delilin bulunmaması halinde tutuklama için kuvvetli şüphenin oluşmayacağı yönünde karar verildiği öğretide ifade edilmiştir.(Bkz. Z.Özen İnci, Bir Koruma Tedbiri Olarak Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama, 2022,s.79)
Olgu:
6525 sayılı kanunla yapılan değişiklik öncesinde CMK 100. Maddesinde yer alan “olgu” kavramından anlaşılması gerekenin öğretide Özbek tarafından (Prof. Dr. Veli Özer Özbek vd., Ceza Muhakemesi Hukuku,2022,s.252-253) ; CMK’ da olgu kavramının vakıa anlamında kullanıldığı ancak vakıanın ispatın konusunu oluşturduğundan kullanımının doğru olmadığını ve olgunun varlığının kuvvetli şüphe sebebi oluşturmayacağı, hükümde “olgu” yerine “delil” terimine yer verilmesinin yerinde olduğu, delillerin; ikrar, tanık beyanı, yazılı belgeler, görüntü/ses araçlarıyla yapılmış kayıtlar şeklinde sınıflandırılabileceğini olayda kuvvetli suç şüphesinin ancak söz konusu delillerden bir yada bir kaçı var ise kabul edilebileceği ifade edilmiştir.
Yaşar/Otacı tarafından (Osman Yaşar, Cengiz Otacı, CMK Şerhi, 6. Baskı, Cilt 1,s.1111); 6526 sayılı kanun ile değişiklik yapılmadan önceki halinde yer alan “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren “olgular”, şüpheli/sanığın suç işlediğini gösterir yüksek derecede kuşku ve büyük olasılığın bulunmasını ifade ediyordu, değişiklik sonrası “olguların” yerine “somut delillerin”ibaresinin konulması, tutuklama için kuşku ve olasılıktan farklı olarak elde edilmiş, mevcut ve yasal kanıtları ifade etmektedir” denilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2010/4-553 E., 2010/537 K. sayılı kararında,
“tutuklamanın koşulları arasında yer alan “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması” koşulundaki “olgu” kavramı soyut değil somut durumların varlığını ifade etmektedir; yine kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ifadesinde geçen “sebep” kavramı da aynı şekilde soyut değildir; somuttur ve ortaya gerekçeleriyle konulması gerekir. Öyle ise tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin bulunması yetmemekte, bunun varlığını ortaya koyan olguların ve sebeplerin de açıklanması gerekmektedir.” denilmiştir.
Somut Delil:
” Delil, “yaşanmış bir olaydan arta kalan ve ileride mahkeme önünde suçu kanıtlamak için kullanılacak izler” olup, olayın belirlenmesine yarar. Ceza Muhakemesinde ispat için kullanılmak istenilen bir vasıtanın delil olarak nitelenebilmesi için iki temel niteliği bulunmalıdır: “olayı temsil etme ve esasa etkili olma.” Delil olarak kullanılmak istenilen vasıtanın olayın bir parçası olması ve/veya olayı yansıtması delilin olayı temsil etmesidir. Bu olayı temsil eden vasıta; akla, maddi gerçeğe ve hukuka uygun olmalıdır. Bir olgunun delil olabilmesi için maddi mesele ile alakalı olması ve sanığa isnat edilen fiil ile bağlantılı olması gerekir. Buna mukayeseli hukukta relevance adı verilir. Örneğin, ileri sürülen silah olayda kullanılmış olan silah mıdır? Değilse bu delilin olayı açıklamada etkisi yoktur.”(Prof.Dr. Feridun Yenisey, Ceza Hukuku Dergisi, Cilt: 2, Sayı:4, Ağustos 2007, ss.5-60)
Kuvvetli suç şüphesi:
Kuvvetli suç şüphesinin bulunması CMK’ da ve Alman Ceza Muhakemesi Kanunda tutuklama kararı verilebilmesi için maddi şart olup gerek CMK’ da gerekse Alman Ceza Muhakemesi Kanununda “kuvvetli şüphe”nin tanımı yapılmamış, boşluk öğreti ile doldurulmaya çalışılmıştır.
Öğretideki görüşlere bakıldığında;
Şahin/Göktürk tarafından (Prof.Dr. Cumhur Şahin-Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2022,s.312 ); “kuvvetli şüphe, kişinin suç işlediği hususunda yüksek bir ihtimali gerektirmektedir. Sanığın mahkum olma olasılığı kuvvetle muhtemel ise kuvvetli suç şüphesinden söz edilebilir.” şeklinde,
Yenisey/Nuhoğlu tarafından (Ceza Muhakemesi Hukuku, 2022,382); “kanundaki tabirle somut deliller olması yetmemektedir, bunların kuvvetli olması da gerekmektedir.” şeklinde;
Ünver/Hakeri tarafından (Prof.Dr. Yener Ünver-Prof.Dr. Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku,2016,s.354-355); “CMK kuvvetli şüphe terimi ile hem basit şüphe ile kişilerin hürriyetinin kısıtlanmasının önüne geçmek istemiş hem de kuvvetli suç şüphesinin kabulü için de bir ölçüt getirmiştir; kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin varlığı gerekmektedir. Bu itibarla kuvvetli suç şüphesi kolayca kabul edilemeyecek, bazı delillerin mevcudiyeti esas alınmak suretiyle kuvvetli suç şüphesinin de bulunduğu kabul edilecektir. Bu deliller muhakame sonucunda kişinin mahkum olma olasılığının yüksek olduğunu göstermelidir.” şeklinde,
Centel/ Zafer tarafından (Prof.Dr. Nur Centel-Prof.Dr. Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku,2015,s.357); “somut delillere dayanmayan soyut suç şüphesi, tutuklama kararı verilebilmesi için yeterli değildir. Delillere göre kişinin bir suçu işlediği konusundaki ihtimal büyük olmalıdır.” şeklinde,
Öztürk/Eker/Güleç tarafından(Ceza Muhakemesinde Koruma Tedbirleri,2022,s.81); “kovuşturma sonunda sanığın mahkum olma ihtimali, beraat ihtimalinden daha yüksek ise kuvvetli şüphe vardır” şeklinde değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Sonuç olarak:
Tutuklama tedbirinin uygulanabilmesi için 1412 sayılı CMUK ile “suçluluğu hakkında kuvvetli belirti” şartı, 5271 sayılı CMK 100. Maddesinin ilk halinde “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların varlığı” şartı aranmakta iken 6526 sayılı kanun ile yapılan değişiklik sonrası 5271 sayılı CMK’ da “kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin” bulunması şartı kabul edilmiş, bu değişiklik ile suç şüphesine yönelik sadece vakıaların varlığı ile yetinilmemesi; olayı yansıtan, olayla bağlantılı somut delillerin varlığının aranması gerektiği sonucuna varmak gerekir. Bir kişi elinde bir bıçak ile olay yerinden çıkması bir olgu, vakıa iken tutuklama için “somut delil” in varlığının aranması ile birlikte artık kişinin olay yerinden elinde bıçakla çıkmış olması “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delil” için yeterli olmamalı, kişinin elindeki bıçağın olayla bağlantılı, olayı yansıtan yani suç delili olduğunun tespitinden sonra ancak kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delil olarak kabul edilmelidir. Bu somut delilin ispat değerinin yüksek olması halinde ya da birden fazla somut delilin birbirini desteklemesi halinde kişinin mahkum olması olasılığı kuvvetli muhtemel ise kuvvetli şüphe sebebi olarak kabul edilebilmelidir.

