Dolandırıcılık Suçunda Hile Nedir?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2022/6-378 Esas 2023/205 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; Dolandırıcılık suçunun maddi unsurunun hareket kısmı 5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde hileli davranışlarla bir kimseyi aldatma şeklinde ifade edilmiştir.
Mal varlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; 1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması, 2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması, 3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Dolandırıcılık suçunu diğer mal varlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece mal varlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır.
TCK m.157’ye Göre Dolandırıcılık Suçunun Unsurları
Hileli davranış
Hile, Türk Dili Kurumu sözlüğünde; “Birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika” (Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, s.891) şeklinde, uygulamadaki yerleşmiş kabule göre ise; “Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır… Hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez.” biçiminde tanımlanmıştır. Yerleşmiş uygulamalar ve öğretideki baskın görüşlere göre ortaya konulan ilkeler göz önünde bulundurulduğunda; hile, maddi olmayan yollarla karşısındakini aldatan, hataya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika ve bunun gibi her türlü eylem olarak kabul edilebilir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı imkânlara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir.
Mağdurun aldatılması
Mağdurun hataya düşmesinin failin hileli hareketlerinden kaynaklanması gerekir. Mağdurun aldanması failin hileli davranışlarından değil de doğrudan mağdurdan kaynaklanan bir neden ya da fail dışındaki kişilerin hareketlerinden meydana gelmişse dolandırıcılık suçundan söz edilemeyecektir.
Zarar ve haksız yarar
Dolandırıcılık suçunun tamamlanabilmesi için bir kimseyi aldatmak yeterli olmayıp, mağdurun ya da başkasının zararına olarak failin kendisine veya başkasına bir yarar da sağlaması gerekir. Zarar veya yararın malvarlığına ilişkin olması gerekir.
Hile ile zarar arasında nedensellik bağı
Hilenin dolandırıcılık suçunu meydana getirebilmesi için hilenin temin edilecek yarara yönelmesi gerekir. Aksi durumda hilenin yöneldiği şey ile sağlanan fayda farklı olacağından koşulları varsa hırsızlık vs suçlar oluşabilecektir.
Her Yalan Dolandırıcılık Suçunda Hile Sayılır mı?
Sadece yalan söylemek, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Kanun koyucu yalanı belirli bir takım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hâllerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşması bakımından yeterli kabul edilmeyecektir.
Basit Yalan ile Hileli Davranış Arasındaki Fark
Hile nitelikli bir yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez, yapılan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranışını oluşturabilmesi için bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.
Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması, gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.
Failin davranışlarının hileli olup olmadığının belirlenmesi noktasında öğretide şu görüşlere de yer verilmiştir:
“Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya göre ve mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Bu konuda önceden bir kriter oluşturmak olanaklı değildir.” (Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız/İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2012, Seçkin Yayınevi, 4. bası, s. 650.),
“Hileli davranışın anlamı birtakım sahte, suni hareketler ile gerçeğin çarpıtılması, gizlenmesi ve saklanmasıdır.” (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler 6. Baskı, s. 343.),
“Hilenin, mağduru hataya sürükleyecek nitelikte olması yeterlidir; ortalama bir insanı hataya sürükleyecek nitelikte olması aranmaz. Bu nedenle, davranışın hile teşkil edip etmediği muhataba ve olaya göre değerlendirilmelidir.” (Nur Centel/Hamide Zafer/Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul 2011, Beta Yayınevi, 2. bası, Cilt I. s. 462.).
Hilenin Mağduru Aldatmaya Elverişli Olması Ne Demektir?
Hileli hareketin gerçekleştirilmesi suçun oluşması için yeterli değildir. Hileli hareket sonucunda aldatılmanın da gerçekleşmesi gerekir. Bir davranışın hileli olduğu kabul edildikten sonra onun aldatıcı nitelikte olup olmadığı da araştırılmalıdır. Aldatıcı nitelikte olmadığı takdirde elverişli olmadığı kabul edilmesi gerekir.
Esasen, hangi davranışların hileli olup olmadığı ve bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği yolunda genel bir kural koymak oldukça zor olmakla birlikte, olaysal olarak değerlendirme yapılmalı, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır.
Ayrıca bir davranışın dolandırıcılık suçunun unsuru olan hile boyutuna ulaşabilmesi için mağdurun işin gerçeğini araştırıp denetlemesini önleyici, denetim imkanını ortadan kaldırıcı nitelikte olması gerektiğinden söz konusu davranışın bu yönüyle de ustaca olması gerekir.
Hukuki İhtilaf ile Dolandırıcılık Suçu Nasıl Ayrılır?
Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardan biri, taraflar arasındaki uyuşmazlığın hukuki ihtilaf mı yoksa dolandırıcılık suçu mu olduğudur.
Her borç ilişkisinin yerine getirilmemesi ceza davası konusu yapılamaz. Bir kişinin borcunu ödememesi, malı teslim etmemesi veya sözleşme yükümlülüğünü ihlal etmesi öncelikle özel hukuk uyuşmazlığı niteliğinde olabilir.
Dolandırıcılık suçundan söz edilebilmesi için failin baştan itibaren hileli davranışlarla hareket ettiği, mağduru aldatmak amacıyla hareket ettiği ortaya konulmalıdır. Hukuki ihtilafta hileli hareket bulunmaz.
Borcun Ödenmemesi Dolandırıcılık Suçu Sayılır mı?
Gerçek bir hukuki ilişkiden, ticari faaliyetten kaynaklanan borcun ödenmemesi dolandırıcılık suçu sayılmaz. Ancak, gerçek bir ticari faaliyet olmadığı halde hileli davranışlarla baştan beri dolandırıcılık kastı ile hareket edilmesi durumunda dolandırıcılıktan bahsedilebilir. Bu anlamda borcunu ödemeyenin gerçek bir ticari faaliyeti olup olmadığının hakkında başkaca dolandırıcılık dosyaları olup olmadığının araştırılması gerekir. Bir borcun doğmasından sonra borcun geri ödenmemesi için başvurulan hile de dolandırıcılık suçuna vücut vermez.
Dolandırıcılık Suçunda Hile Nasıl İspatlanır?
- Yazışmalar ve mesaj kayıtları
- Banka dekontları
- İlan, sözleşme ve ödeme belgeleri
- Tanık beyanları
- Kamera, HTS ve dijital kayıtlar vs.
- Unutulmamalıdır ki hukuka uygun şekilde elde edildiği sürece ceza yargılamasında her şey delil olabilir.
Sanık Açısından Hile Yokluğu Savunması
Dolandırıcılık suçlamasında sanık açısından en önemli savunmalardan biri, olayda hileli davranış bulunmadığının ortaya konulmasıdır.
Bu savunmada şu hususlar değerlendirilebilir:
- Taraflar arasında gerçek bir ticari veya hukuki ilişki bulunduğu,
- Sanığın baştan itibaren aldatma kastıyla hareket etmediği,
- Edimin sonradan ortaya çıkan sebeplerle yerine getirilemediği,
- Mağdurun denetim ve araştırma imkânının bulunduğu,
- Sahte belge, sahte unvan veya aldatıcı mizansen kullanılmadığı,
- Uyuşmazlığın özel hukuk yollarıyla çözülebilecek nitelikte olduğu.
Elbette bu savunmaların geçerliliği somut olayın delil durumuna göre değerlendirilmelidir. Her dosyada hile, kast, zarar ve yarar unsurları ayrı ayrı incelenmelidir.

Nitelikli Dolandırıcılık yazımı aşağıdan okuyabilirsiniz

