Hazırlayan: Av. Tugay AYDENİZ
CMK 250/1 MADDESİNDE YER ALAN SERİ MUHAKEME USULÜNE TABİ SUÇLAR
HAKKI OLMAYAN YERE TECAVÜZ (MADDE 154, İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ FIKRA)
Hakkı olmayan yere tecavüz
Madde 154– (1) (Değişik: 25/2/2009-5841/1 md.) Bir hakka dayanmaksızın başkasına ait taşınmaz mal veya eklentilerini malikmiş gibi tamamen veya kısmen işgal eden veya sınırlarını değiştiren veya bozan veya hak sahibinin bunlardan kısmen de olsa yararlanmasına engel olan kimseye, suçtan zarar görenin şikâyeti üzerine altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası verilir.
(2) Köy tüzel kişiliğine ait olduğunu veya öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş bulunduğunu bilerek mera, harman yeri, yol ve sulak gibi taşınmaz malları kısmen veya tamamen zapt eden, bunlar üzerinde tasarrufta bulunan veya sürüp eken kimse hakkında birinci fıkrada yazılı cezalar uygulanır.
(3) Kamuya veya özel kişilere ait suların mecrasını değiştiren kimse hakkında birinci fıkrada yazılı cezalar uygulanır.
MADDE GEREKÇESİ
Maddeyle, bir hakka dayanmaksızın başkasına ait taşınmaz malın veya eklentilerinin kısmen veya tamamen işgal edilmesi, taşınmazın sınırlarının değiştirilmesi veya bozulması yahut herhangi bir suretle hak sahibinin malından kısmen veya tamamen yararlanmasına engel olunması cezalandırılmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında köy tüzel kişiliğine ait olan harman yeri, yol ve sulak gibi taşınmaz malların kısmen veya tamamen zaptolunması veya bunlara tasarruf edilmesi veya bunların sürüp ekilmesi cezalandırılmıştır. Aynı fiiller, öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terkedilmiş, bahis konusu yerler hakkında işlendiğinde de keza suç oluşacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında suların mecrasını değiştirmek suç hâline getirilmiştir. Suların kamuya ait olması veya özel nitelikte bulunması önemli değildir.
AÇIKLAMALAR
“TCK’nun 154/2. maddesinde düzenlenen suçun maddi konusunu, köy tüzel kişiliğine ait olan veya öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş bulunan mera, harman yeri, yol ve sulak gibi taşınmaz mallar oluşturmaktadır.
Maddede sayılan mera, harman yeri, yol ve sulak gibi yerler sınırlayıcı olarak belirlenmeyip örnekleyici olarak gösterildiğinden köy boşluğu, hayvan otlatma-dinlenme yeri, hayvan toplanma yeri, mezar yeri, köylünün odun getirmek üzere toplandığı yer, köylünün birlikte oturduğu yer gibi taşınmazlar da suçun konusunu oluşturabilir. Ancak köylünün ortak kullanımında olmayan köy adına tarla veya arsa vasfında kaydedilmiş yerler bu suçun konusunu oluşturmazlar. (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan–Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, 4. cilt, s.4972)
Köy boşluğuna tecavüz suçunun maddi unsurunu oluşturan seçimlik hareketler; köy boşluğunu kısmen veya tamamen zapt etme veya üzerinde tasarrufta bulunma ya da sürüp ekmektir. Zapt etme; taşınmazdan başkalarının kısmen veya tamamen yararlanmasını engellemek, taşınmazı fiilen el altında tutmaktır. Tasarruf etmek ise, taşınmazın devamlı bir biçimde kullanılması olup kısa süreli tasarruflar, kanunun aradığı anlamda tasarruf değildir. Öte yandan sürüp ekmek de, taşınmaz üzerinde tasarruf etme şekillerinden biridir.
Suçla korunan hukuki yarar köy boşluğunun mülkiyet ve ortak kullanım hakkının korunmasıdır. Bu suçla köy boşluğuna vâki tecavüz eylemlerinin herhangi bir şikâyet ve başvuru şartına bağlı olmaksızın etkin bir biçimde yaptırım altına alınması ve bu suretle korunmasıamaçlanmıştır.
Suçun mağduru köy boşluğunu kullanma hakkı olan herkestir. Köy boşluğunun kullanma hakkı sahibi köy tüzel kişiliği ve köy boşluğunun sahibi … de suçtan zarar görendir.”( Ceza Genel Kurulu 2016/1443 E. , 2017/203 K.)
“Köy merasına tecavüz suçundan açılan kamu davasında, hükümden sonra yürürlüğe giren 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun uyarınca suça konu köy merasının büyükşehir belediyesi sınırları içinde kalmasının, TCK’nun 7. maddesinde yer alan kanunun zaman bakımından uygulanması kuralları gereğince eylemi TCK’nun 154/2. maddesi kapsamından çıkarıp çıkarmayacağı, çıkardığının kabulü halinde; TCK’nun 184. maddesinin veya 3091 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı;
Köy merasına tecavüz suçu, hakkı olmayan yere tecavüz suçunun bir türü olarak 765 sayılı Kanunun 513. maddesi ile buna benzer biçimde 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 154. maddesinde düzenlenmiş olup maddenin 2. fıkrası; “Köy tüzel kişiliğine ait olduğunu veya öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş bulunduğunu bilerek mera, harman yeri, yol ve sulak gibi taşınmaz malları kısmen veya tamamen zapt eden, bunlar üzerinde tasarrufta bulunan veya sürüp eken kimse hakkında birinci fıkrada yazılı cezalar uygulanır” hükmünü taşımaktadır. Hükümden de anlaşılacağı üzere suçun maddi konusu, köy tüzel kişiliğine ait olan veya öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terk edilen taşınmazlar olduğu için belediye sınırları içerisindeki taşınmazlar bu suçun konusunu oluşturmamaktadır.”( Ceza Genel Kurulu 2016/1443 E. 2017/203 K.)
GENEL GÜVENLİĞİN KASTEN TEHLİKEYE SOKULMASI
Madde 170- (1) Kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda;
- a) Yangın çıkaran,
- b) Bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olan,
- c) Silahla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan,
kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Yangın, bina çökmesi, toprak kayması, çığ düşmesi, sel veya taşkın tehlikesine neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
MADDE GEREKÇESİ
Madde metninde, genel güvenliği kasten tehlikeye sokan fiiller, suç olarak tanımlanmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında, bu suçu oluşturan seçimlik hareketler, yangın çıkarmak; bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olmak; silâhla ateş etmek veya izinsiz patlayıcı madde kullanmak, olarak belirlenmiştir. Ancak, bu fiiller dolayısıyla cezaya hükmedebilmek için, kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından somut bir tehlikenin meydana gelmesi gerekir. Böylece, söz konusu suç, bir somut tehlike suçu olarak tanımlanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, bir soyut tehlike suçu tanımına yer verilmiştir. Bu hükümde, yangın, bina çökmesi, toprak kayması, çığ düşmesi, sel veya taşkın tehlikesine neden olmak, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu fiiller dolayısıyla cezaya hükmedebilmek için, kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından somut bir tehlikenin meydana gelmesi gerekmemektedir.
Bu fiillerin işlenmesiyle bir zarar neticesinin meydana gelmesi hâlinde, meydana gelen zarara ve bu zararın meydana gelmesi açısından failin kast veya taksirine göre başka suçlar oluşacaktır. Örneğin, toplumda genel güvenliği tehlikeye sokan bir etki meydana getiren fiiller sonucunda bir veya birkaç kişi ölmüş veya yaralanmış ya da kişiler malvarlığı itibarıyla zarar görmüş olabilir. Bu gibi durumlarda, farklı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanması gerekir.
AÇIKLAMALAR
“Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulan ve süregelen kararlarında da vurgulandığı üzere; 5237 sayılı TCK’nın 170. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunun oluşabilmesi için,
eylemin kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda gerçekleşmesi yeterli değildir.
Eylemde kullanılan silahın da anılan Kanun’un 6. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde belirtilen ateşli silah olması gerekmektedir.
Ateşli silah ibaresinden ne anlaşılması gerektiğine ilişkin TCK’da bir tanım bulunmasa da, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik’in “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin (e) bendinde ateşli silahın, “Mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere kadar atabilen silahları” ifade edeceği belirtilmiş, yine ateşli silah, Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde; “Patlayıcı madde aracı ile mermi atan top, tüfek vb. silah” şeklinde açıklanmıştır. Bu anlamda genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunda kullanılan silahın da, söz konusu tanımlara uygun olarak, mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere atabilme özelliğine sahip olması, diğer bir anlatımla gerçek bir silah olması gerekmektedir.
Kuru sıkı tabir edilen, ses ve gaz fişeği atabilen silahlar nitelikleri itibarıyla bu suç açısından silah sayılamayacaklarından, kuru sıkı tabanca ile ateş edilmesi eyleminin, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen “Gürültüye neden olma” kabahatini oluşturduğu kabul edilmelidir.” (Ceza Genel Kurulu 2019/50 E. 2019/176 K.)
“Olay gecesi alkollü olan sanığın iş yerinin önünde ruhsatsız av tüfeği ile hedef gözetmeksizin ateş etmeye çalıştığı ancak av tüfeğinin tutukluk yapması nedeniyle ateş edemediği, akabinde tekrar işyerine girip uyuyan sanığın eylemi, TCK 170/1-c maddesinde düzenlenen genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu oluşturmayacağı gibi bu suça teşebbüsün de suçun niteliği itibariyle mümkün olamadığı gözetilmeksizin, sanığın beraati ile ruhsatı bulunmayan, adli emanette kayıtlı Asil 14-1200 marka 12 cal otomatik av tüfeği ve 3 adet av tüfeği fişeğinin 2521 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere idareye teslimine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2019/23133 E. 2022/953 K.)
TRAFİK GÜVENLİĞİNİ TEHLİKEYE SOKMA (MADDE 179, İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ FIKRA),
Trafik güvenliğini tehlikeye sokma
Madde 179- (1) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşımının güven içinde akışını sağlamak için konulmuş her türlü işareti değiştirerek, kullanılamaz hale getirerek, konuldukları yerden kaldırarak, yanlış işaretler vererek, geçiş, varış, kalkış veya iniş yolları üzerine bir şey koyarak ya da teknik işletim sistemine müdahale ederek, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olan kişiye bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.[1]
(3) Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde olmasına rağmen araç kullanan kişi yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
MADDE GEREKÇESİ
Madde metninde, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu tanımlanmıştır.
Birinci fıkrada tanımlanan suç, kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşımının güven içinde akışını sağlamak için konulmuş her türlü işareti değiştirerek, kullanılamaz hâle getirerek, konuldukları yerden kaldırarak, yanlış işaretler vererek, geçiş, varış, kalkış veya iniş yolları üzerine bir şey koyarak ya da teknik işletim sistemine müdahale ederek, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olunması ile oluşur.
İkinci fıkrada ise, kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, aracın, tehlikeli bir şekilde sevk ve idare edilmesi gerekir. Aracın sevk ve idaresinin salt trafik düzenine aykırılığı bu suçun oluşumuna neden olmayacaktır. Bu suçun oluşabilmesi için, aracın trafik düzenine aykırı olarak ve ayrıca kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde kullanılması gerekir. Bu suç ayrıca, trafik güvenliği için öngörülmüş bakım ve onarımlar yapılmadan aracın trafiğe çıkarılması hâlinde de işlenebilir. Ancak bunun için ayrıca, gerekli bakım ve onarımı yapılmamış aracın trafiğe çıkarılması suretiyle kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı açısından bir tehlikeye neden olunması gerekir. Bu bakımdan söz konusu suç, somut tehlike suçu niteliği taşımaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen araç kullanan kişinin cezalandırılması öngörülmüştür. Bu bakımdan, örneğin, uzun süre araç kullanmak dolayısıyla yorgun ve uykusuz olan kişilerin araç kullanmaya devam etmesi hâlinde de bu suçun oluştuğunu kabul etmek gerekir.
AÇIKLAMALAR
“5237 sayılı TCK’nın “Trafik güvenliğini tehlikeye sokma” başlıklı 179. maddesinin üçüncü fıkrasında; “Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen araç kullanan kişi yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır” hükmüne yer verilip, fıkranın uygulanma şartları ise gerekçesinde; “Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen araç kullanan kişinin cezalandırılması öngörülmüştür. Bu bakımdan, örneğin, uzun süre araç kullanmak dolayısıyla yorgun ve uykusuz olan kişilerin araç kullanmaya devam etmesi hâlinde de bu suçun oluştuğunu kabul etmek gerekir” şeklinde açıklanmıştır.
Bu aşamada 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun suç tarihinden önce yürürlükte bulunan 48. maddesi ile suç tarihinden sonra anılan maddede yapılan değişiklikleri incelemek faydalı olacaktır.
2918 sayılı Kanun’un suç tarihinde yürürlükte bulunan “Alkollü içki, uyuşturucu veya keyif verici maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı” başlıklı 48. maddesi;
“Uyuşturucu veya keyif verici maddeleri almış olanlar ile alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin kara yolunda araç sürmeleri yasaktır.
Uyuşturucu veya keyif verici maddelerin cinsleri ile alkollü içkilerin etki dereceleri ve kandaki miktarlarını tespit amacıyla, trafik zabıtasınca teknik cihazlar kullanılır. Tespit usulleri ve muayene şartları, Sağlık Bakanlığının görüşüne uygun olarak hazırlanacak yönetmelikte düzenlenir.
Bu madde hükmüne uymayan sürücüler derhal araç kullanmaktan men olunur.
Toplu taşım araçlarında sigara içilemez. Sigara içenler hakkında 4207 sayılı Tütün Mamüllerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun hükümleri uygulanır.
Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında 265 300 000 lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında 332 600 000 lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte 532 600 000 lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir.
Uyuşturucu ve keyif verici maddeleri alarak araç kullananlara, eylemi başka bir suç oluştursa bile ayrıca, altı ay hafif hapis cezası ile birlikte 532 600 000 lira hafif para cezası uygulanır ve sürücü belgeleri süresiz olarak geri alınır,” şeklinde iken suç tarihinden sonra, 11.06.2013 tarihli ve 28674 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6487 sayılı Kanun’un 19. maddesi ile 2918 sayılı Kanun’un 48. maddesinin başlığı “Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı” olarak, metni de;
“Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri almış olan sürücüler ile alkollü olan sürücülerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır.
Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla, kollukça teknik cihazlar kullanılır.
Kişinin yaralanmak veya ölümlü ya da kollukça müdahil olunan maddi hasarlı trafik kazasına karışması hâlinde, ikinci fıkrada belirtilen muayeneye tabi tutulması zorunludur. Teknik cihaz ile yapılan ölçüme itiraz eden veya bu cihaz ile ölçüm yapılmasına müsaade etmeyen bu sürücüler, en yakın adli tıp kurumuna veya adli tabipliğe veya Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarına götürülerek uyuşturucu veya uyarıcı madde ya da alkol tespitinde kullanılmak üzere vücutlarından kan, tükürük veya idrar gibi örnekler alınır. Bu işlem bakımından 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 75 inci maddesi hükümleri, beşinci fıkrası hariç olmak üzere uygulanır.
Trafik kazası sonucunda kişinin ölmesi veya teknik cihaza üfleyemeyecek kadar yaralanmış olması hâlinde, üçüncü fıkra hükümlerine göre bu kişilerden kan, tükürük veya idrar gibi örnekler alınır.
Yapılan tespit sonucunda, 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında, fiili bir suç oluştursa bile, 700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır. Hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır. Alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye, son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle, üç veya üçten fazlasında ise, 1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır. Sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması hâlinde belirtilen süreler, geçici alma süresinin bitiminde başlar.
Yapılan tespit sonucunda, 1.00 promilin üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 179 uncu maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır.
Hususi otomobil sürücüleri bakımından 0.50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0.20 promilin üzerinde alkollü olan sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermesi hâlinde, ayrıca Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.
Uyuşturucu veya uyarıcı madde aldığı tespit edilen sürücülere 3.600 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi beş yıl süreyle geri alınır. Bu kişiler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanunu hükümleri uygulanır.
Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarım tespit amacıyla, kollukça teknik cihazlar kullanılmasını kabul etmeyen sürücülere 2000 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi iki yıl süreyle geri alınır.
Sürücünün uyuşturucu veya uyarıcı madde kullandığından şüphe edilmesi hâlinde 5271 sayılı Kanunun adli kolluğa ilişkin hükümleri uygulanır.
Alkollü olarak araç kullanması nedeniyle son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde sürücü belgeleri ikinci defa geri alınan sürücüler Sağlık Bakanlığınca, usul ve esasları İçişleri, Millî Eğitim ve Sağlık bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine; üç veya üçten fazla geri alınan sürücüler ise psiko-teknik değerlendirmeye ve psikiyatri uzmanının muayenesine tabi tutulurlar.
Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır.
Bu madde hükümlerine göre geri alınan sürücü belgesinin iade edilebilmesi için; ilgili kişi hakkında trafik kurallarına aykırılık dolayısıyla bu Kanun hükümlerine göre verilmiş olan idari para cezalarının tamamının tahsil edilmiş olması; uyuşturucu veya uyarıcı madde alması nedeniyle sürücü belgesi geri alınanların ayrıca sürücü olmasında sakınca bulunmadığına dair resmi sağlık kurumlarından alınmış sağlık kurulu raporunun ibraz edilmesi şarttır.
Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin tespiti için kullanılacak teknik cihazların sahip olacağı asgari koşullar ile diğer usul ve esaslar yönetmelikte gösterilir.” şeklinde değiştirilmiş olup, maddenin 6. fıkrasında, yapılan tespit sonucunda kandaki alkol miktarı 1,00 promilin üzerinde çıkan sürücüler hakkında TCK’nın 179. maddesinin 3. fıkrası hükümlerinin uygulanacağı, 7. fıkrasında ise, hususi otomobil sürücüleri bakımından 0,50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0,20 promilin üzerinde alkollü olan sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermeleri hâlinde, ayrıca TCK’nın ilgili hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.” (Ceza Genel Kurulu 2017/438 E. 2018/463 K.)
“Dosya içeriğine göre, sanığın sevk ve idaresindeki araçla seyir halindeyken kolluk ekiplerince yapılan kontrol kapsamında durdurulduğu ve 02:50’de yapılan alkol ölçümüne göre 1,10 promil, 03:11’de Adli Tıp Kurumu İstanbul Merkez birimi tarafından düzenlenen alkol raporuna göre ise 0,70 promil alkollü olduğunun tespit edildiği, YERLEŞİK ADLİ TIP KURUMU 5. İHTİSAS DAİRESİ UYGULAMALARINA GÖRE VÜCUTTAKİ ALKOL ORANININ HER SAAT ORTALAMA 15-20 PROMİL DÜŞTÜĞÜ DE DİKKATE ALINDIĞINDA, sanığın olay anında 100 promilin altında alkollü olduğunun anlaşıldığı, mahkemece Adli Tıp Kurumu raporunda alkol seviyesinin 0,70 olduğunun belirtilmesi ve bu suretle sanığın eyleminin suç teşkil etmemesi nedeniyle sanığın beraatine karar verildiği anlaşılarak yapılan incelemede” (Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2020/5921 E. 2022/1323 K.)
Madde 183- (1) İlgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan kişi, iki aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
MADDE GEREKÇESİ
Madde metninde gürültüye neden olma fiili suç olarak tanımlanmıştır. Ancak, bunun için, gürültünün başkalarının sağlığının zarar görmesine elverişli olabilecek şekilde yüksek olması gerekir.
AÇIKLAMALAR
Gürültüye maruz kalan kişinin sağlığının bozulması suçun oluşması için zorunlu değildir önemli olan gürültünün başkalarının sağlığının zarar görmesine elverişli olup olmadığıdır.
Kişilerin sağlığının zarar görmesine elverişli olup olmadığı konusunda uzmanın rapor alınması gerekir.
Yargıtay uygulamasına göre; kuru sıkı silahla ateş etmek, maytap patlatmak, geceleyin inşaatta çalışma gürültü yapmak kabahatini oluşturur.(Yaşar/Gökcan/Artuç/, Türk Ceza Kanunu, 2010, s.5052)
“Gürültüye neden olma suçun oluşması için sanığın ilgili Kanunlarda belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olması yeterlidir. TCK’nın 183. maddesindeki suç somut tehlike suçudur. Suçun oluşması için gürültüye maruz kalan kişinin sağlığının bozulması gerekmez, gürültünün insan sağlığını tehlikeye düşürmeye elverişli olması yeterlidir.
Yukarıdaki açıklamalara göre somut olayda, somut tehlikenin oluştuğuna dair bilirkişi raporu karşısında, sanığın üzerine atılı suçtan mahkûmiyeti gerekirken yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2020/29942 E. 2021/11813 K.)
“Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Yerleşim bölgesindeki açık alanda, başkalarının sağlığına zarar verecek şekilde müzik yayını yaptırarak, gürültüye neden olan sanığın eyleminin, TCK’nın 183. maddesinde düzenlenen gürültüye neden olma suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesine ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
5237 TCK’nın “ Gürültüye neden olma” başlıklı 183. maddesinde; “ İlgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan kişi, iki aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” madde gerekçesinde; “Madde metninde gürültüye neden olma fiili suç olarak tanımlanmıştır. Ancak, bunun için, gürültünün başkalarının sağlığının zarar görmesine elverişli olabilecek şekilde yüksek olması gerekir.” hükümlerine yer verilmiştir.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Gürültü” başlıklı 36. maddesinde; “(1) Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olan kişiye, elli Türk Lirası idari para cezası verilir.
(2) Bu fiilin bir ticari işletmenin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde işletme sahibi gerçek veya tüzel kişiye bin Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir.
(3) Bu kabahat dolayısıyla idari para cezasına kolluk veya belediye zabıta görevlileri karar verir.” hükmü bulunmaktadır.
Kabahatler Kanunun 15. maddesinin 3. fıkrasında ise; “Bir fiil hem kabahat hem de suç olarak tanımlanmış ise, sadece suçtan dolayı yaptırım uygulanabilir. Ancak, suçtan dolayı yaptırım uygulanmayan hallerde kabahat dolayısıyla yaptırım uygulanır.” hükümleri yer almıştır.
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun idari nitelikteki cezaları düzenleyen 20. maddesinin (h) bendinde “Bu Kanunun 14 üncü maddesine göre çıkarılan yönetmelikle belirlenen önlemleri almayan veya standartlara aykırı şekilde gürültü ve titreşime neden olanlara, konutlar için 400 Türk Lirası, ulaşım araçları için 1.200 Türk Lirası, işyerleri ve atölyeler için 4.000 Türk Lirası, fabrika, şantiye ve eğlence gürültüsü için 12.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.” aynı maddenin son fıkrasında ise; “Bu maddenin uygulamasında Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunların, fiilin suç oluşturması haline ilişkin hükümleri saklıdır.” hükümlerine yer verilerek, ilgili hallerde Kabahatler Kanunu’nun 15 ve Türk Ceza Kanunu’nun 183. maddesi hükümlerinin geçerliğinin korunduğu ifade edilmiştir. Sözü edilen yasal düzenlemeler karşısında; öğelerinin oluşması durumunda Çevre Kanunu’nun Kabahatler Kanunu’na göre öncelikle uygulanabileceği, ancak kabahatlere ilişkin genel hüküm niteliğindeki Kabahatler Kanunu’nun 15. maddesi uyarınca, eylem suç oluşturursa yalnızca suçla ilgili düzenlemeye göre ceza verilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
İncelenen somut olayda; sanığın işletmeciliğini yaptığı ve yerleşim bölgesi içerisinde yer alan otelinin açık alanında, gece 02:00 sıralarında yapılan denetim ve ölçüm neticesinde, Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğinin 24/a bendinde belirtilen seviyenin üzerinde müzik yayını yapıldığının ve gürültü seviyesinin aşıldığının tespit edildiği, bu nedenle Çevre Kanunu’nun 20/h maddesi uyarınca hakkında İl Çevre ve Orman Müdürlüğünce idari para cezası yaptırımı uygulanarak ayrıca TCK’nın 183. maddesi uyarınca işlem yapılması için ihbarda bulunulduğu, sanık hakkında gürültüye neden olma suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sırasında, mahkemece sanığın eyleminin başkalarının sağlığını ihlal edici nitelikte olup olmadığının belirlenmesi için bilirkişi raporu alındığı, Mersin Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Halil Kumbur tarafından düzenlenen 02/03/2011 tarihli bilirkişi raporunda, görevlilerce tespit edilen gürültü seviyesinin, yönetmelikte belirlenen miktarların üzerinde olduğu, yerleşim bölgesinde gece saatlerinde sürekli olarak bu gürültüye maruz kalan kişilerde, fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik olumsuz etkiler oluşturabileceğinin belirtildiği, mahkemece rapor, tanık beyanları ve tespit tutanakları birlikte değerlendirilerek, sanığın eyleminin başkalarının sağlığının zarar görmesine elverişli olacak nitelikte bulunması nedeniyle, TCK’nın 183. maddesi uyarınca cezalandırıldığı anlaşılmıştır.
26/04/2006 tarihli 5491 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik, Çevre Kanununun 20. maddesinin son fıkrasında “Bu maddenin uygulamasında Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunların, fiilin suç oluşturması haline ilişkin hükümleri saklıdır.” hükmüne yer verilmesi ayrıca Kabahatler Kanunu’nun 15/3. maddesine göre, bir fiil hem suç hem de kabahat ise suçtan dolayı işlem yapılacağının belirtilmesi ve yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunda, yönetmeliğin üzerinde tespit edilen gürültünün yerleşim bölgesindeki kişilerde fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik olumsuz etkiler bırakacağının belirtilmiş olması karşısında, TCK’nın 183. maddesinin gerekçesi de göz önünde bulundurularak, mahkemenin gürültüye neden olma suçuna yönelik uygulamasının hukuka uygun olduğu anlaşılmıştır.” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2012/21910 E. 2013/8802 K.)
“Ölçülen gürültü düzeyinin insan sağlığının zarar görmesine elverişli olup olmadığının bilimsel ölçütlere göre değerlendirilmesi için odyoloji uzmanı bulunan kurula dosya tevdi edilerek, somut olayda gürültünün, insan sağlığının zarar görmesine elverişli olup olmadığı yönünde rapor alınarak sonucuna göre sanığın hukuki durumun belirlenmesi gerekirken, yasal olmayan ve yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi,” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/8828 E. 2022/21115 K.)
PARADA SAHTECİLİK (MADDE 197, İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ FIKRA),
Parada sahtecilik
Madde 197- (1) Memlekette veya yabancı ülkelerde kanunen tedavülde bulunan parayı, sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi, iki yıldan oniki yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Sahte parayı bilerek kabul eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.
(3) Sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı bu niteliğini bilerek tedavüle koyan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
MADDE GEREKÇESİ
Madde metninde parada sahtecilik suçu tanımlanmıştır.
Suçun konusu paradır. Paranın, madeni veya kâğıt para ya da millî veya yabancı para olması arasında fark gözetilmemiştir. Suç konusu paranın kanunen tedavülde bulunması gerekir. Bu nedenle, tedavülden kaldırılmış ve örneğin antika özellik taşıyan paranın sahte olarak üretilmesi, ancak dolandırıcılık suçu bağlamında değerlendirilebilir.
Söz konusu suçu oluşturan seçimlik hareketler, sahte olarak üretme, ülkeye sokma, nakletme, muhafaza etme ve tedavüle koyma olarak belirlenmiştir.
Sahte paradan söz edebilmek için, üretilen paranın sahteliğinin beş duyu organıyla anlaşılabilir olmaması gerekir. Başka bir deyişle, tecrübe sahibi olmayan ve parayı özel bir incelemeye tâbi tutmayan bir kimsenin bu parayı gerçek para olarak kabul etmesinin olanaklı bulunması gerekir. Gerçek para olmadığı ilk bakışta anlaşılabilen durumlarda, suçtan söz edilemez. Başka bir deyişle, para görüntüsü taşımakla birlikte aldatıcılık özelliği olmayan kâğıt veya maden parçası, bu suçun konusunu oluşturmaz. Bu hususu vurgulamak için uygulamamızda sahte paranın “sürüm yeteneği”nden söz edilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında sahte parayı kabul etmek, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Ancak, bu suçun oluşabilmesi için, kabul edilen paranın sahte olduğunun bilinmesi gerekir; yani bu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir.
Üçüncü fıkrada ise, sahteliği bilinmeden kabul edilen paranın bu niteliğinin öğrenilmesine rağmen tedavüle konulması, birinci fıkraya göre daha az cezayı gerektiren bir durum olarak kabul edilmiştir. Bu durumda, kişi sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı, bu özelliğini öğrendikten sonra elinden çıkarmaya çalışmaktadır.
AÇIKLAMALAR
*Sahte altınlarla ilgili rapor Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünden alınmalı.
*Sahteliğin 5 duyu organıyla anlaşılabilir olmaması gerekir.
*Tedavüle sokmada failin paranın sahte olduğunu bilmesi gerekir.
*Sahte parayı kabul etme eyleminin paranın sahte olduğu bilinerek ve iradi olarak gerçekleştirilmesi ve tedavül amacıyla kabul edilmesi gerekir. (Yaşar/Gökcan/Artuç/, Türk Ceza Kanunu, 2010, s.5490)
*Fail sahteliğini bilmeden sahte parayı kabul etmiş olmasına rağmen sonradan sahte olduğunu öğrenmiş ve tedavüle sürmüş ise 3. Fıkradaki suç oluşur. (Yaşar/Gökcan/Artuç/, Türk Ceza Kanunu, 2010, s.5492)
*Failin parayı sahteliğini bilmeden kabul ettiği savunması, parayı kimden aldığı, hangi koşullarda temin ettiği, paranın sahteliğini kolayca anlayabilecek bir işle iştigal edip etmediği gibi araştırmalara tabi tutularak değerlendirilmelidir.
“Sanığın, annesine müşterisi tarafından verilen sahte 100,00 TL’yi merak saiki ile arkadaşlarına göstermek amacıyla sahteliğini bilerek cüzdanında taşıması ve bu sahte parayı piyasaya sürmek maksadıyla bulundurduğuna ilişkin savunmasının aksine kanıt da bulunmaması karşısında eylemin TCK.nun 197/2. madde ve fıkrasındaki suçu oluşturduğu gözetilmeden, suçun vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2016/6605 E. 2016/11430 K.)
“Olay günü yolda yürüdüğü sırada kolluk güçlerince durumundan şüphelenilerek durdurulan ve kimlik ibraz edememesi üzerine polis merkezine intikal ettirilen sanığın yapılan üst aramasında pantolonu ile iç çamaşırı arasına gizlenmiş 20 adet sahte 100 TL ele geçirilmesi şeklinde gelişen olayda ;sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK.nun 197/1. madde ve fıkrasında tanımlanan suçu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delilleri takdir ve tartışmanın 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12. maddesi uyarınca Ağır Ceza Mahkemesinin görevinde bulunduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı biçimde hüküm kurulması,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2018/10814 E. , 2019/2873 K.)
“Dosyada mevcut 25.07.2011 tarihli ve saat 18.50 de tutulan tutanak içeriğinde açıklandığı üzere, sanığın da içinde bulunduğu araçta yapılan aramada ele geçtiği belirtilen bir adet 100 liranın muhafaza altına alındığı,olayın gerçekleşmesinin akabinde nöbetçi Cumhuriyet Savcısı ile yapılan görüşme sonrası tutulan “Adli Kolluk Cumhuriyet Savcısı Görüşme Tutanağı’nın aynı gün saat 19.25’te yapılan görüşmeye ilişkin olup tanık dinlenmesi, suç eşyasının muhafaza altına alınması ve kriminal inceleme yapılması talimatını içerdiği, arama yapılmasına ilişkin olmadığı, bunun dışında kolluk amirinin yazılı emrine de rastlanmadığı anlaşılmıştır.
Bu itibarla, kanuna aykırı bir şekilde aracın aranması suretiyle ele geçirilen suça konu paranın hukuka aykırı yöntemle elde edilen delil niteliğinde olup, hükme esas alınamaz.
Dosyada, hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillerin değerlendirme dışı tutulması halinde, mevcut delillere göre ise sanığın cezalandırılmasına imkân bulunmamaktadır. Bilirkişi raporu aramada ele geçen ürünün değerlendirilmesine yönelik bir araçtır. Sanığın ikrar olarak nitelendirilebilecek ve tek başına mahkumiyetine esas olabilecek savunması bulunmamakla birlikte, ikrarının olduğu kabul edilse bile, CGK.nun 25.11.2014 tarih ve 2014/166-514 sayılı kararında belirtildiği gibi maddi delillerle desteklenmiş sayılmayacak, ikrar soyut nitelikte olup mahkumiyete esas alınamayacağından, hakkında hukuka uygun olarak elde edilmiş, her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı kanıt bulunmayan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2017/94 E. 2018/3114 K.)
“Sanığın sahte olduğunu bildiği paraları kabul etmek suretiyle 5237 sayılı TCK’nın 197/2. maddesinde düzenlenen suçu işlediği halde hakkında 197/3. maddesi uygulanarak eksik ceza tayin edilmesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 04.03.2008 gün ve 47/43 sayılı kararında açıklandığı üzere sanığın daha önce bir kez tanınmış olan atıfetin genişletilmesi suretiyle hakkaniyete aykırı, adalet ve eşitlik ilkelerinin zedelenmesine yol açacak biçimde önceki yanılgılı uygulama nedeniyle ortaya çıkan hafif sonuç cezadan ikinci kez mahkumiyetin sonuçlarını da kapsayacak şekilde yararlandırılmasının mümkün bulunmadığı gözetilerek piyasaya sahte para sürme suçunun süreklilik arz eden bir suç olup teselsülü bünyesinde barındırdığı, değişik kişilere sahte para verilerek piyasaya sürülmesinin suçun temadi unsurunu oluşturduğu gözetilmeden, suçun zincirleme olarak işlendiğinden bahisle TCK’nın 43. maddesi uyarınca artırım yapılmak suretiyle fazla ceza tayin edilmiş olması ve sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesi uygulanırken 3 ay 22 gün yerine hesap hatası yapılarak 3 ay 23 gün hapis cezasına hükmedilmiş olması bozma nedeni yapılmamıştır.” (Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2016/10756 E. 2018/6659 K.)
Madde 203- (1) Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
MADDE GEREKÇESİ
Madde, esasta bir şeyin saklanmasını veya varlığının olduğu gibi muhafazasını sağlamak üzere, kanunun veya yetkili makamların emrine uyularak konulmuş mührün kaldırılmasını cezalandırmaktadır.
Gerçekten bu gibi hâllerde mührün konulmasının esas nedeni, durumun aynen muhafazasını sağlamaktır. Oysa uygulamada, mühre dokunulmaksızın, durumun değiştirilmemesi hususundaki emre aykırı faaliyetlerin sürdürüldüğü görülmektedir. Bu durumu da ceza yaptırımı ile karşılamak üzere, madde metninde “konuluş amacına aykırı hareket eden” kimsenin de aynı yaptırıma tâbi kılınacağı açıklanmıştır. Böylece örneğin mühür altına alınan nizamlara aykırı inşaat faaliyetine mühre dokunmaksızın devam edilmesi, mührün fekki gibi ceza yaptırımına tâbi olacaktır.
AÇIKLAMALAR
Mührün kaldırılması: Mührün ya da onu tutan ipin bozularak ortadan kaldırılmasıdır.Mührün konuluş amacına aykırı hareket edilmesi: Fail mührü fiziken bozmasa dahi işyerini çalıştırmaya devam etmesi halinde suç oluşmaktadır.
Mührün konulduğuna ve bozulduğuna ilişkin tutanak dosyada bulunmalıdır. Fail tarafından mührün kendisi tarafından sökülmediği iddia ediliyorsa mühür söküldükten sonra yapılan işlemlere bakmak gerekir, örneğin durdurulan bir inşaat varsa inşaata devam edilip edilmediğine bakılmalıdır, inşaat devam ediyorsa burada artık devlet iradesi ihlal edilmiş olduğundan suç oluşmuş olur.
“……. 5237 sayılı TCK’nın 203. maddesinde düzenlenen “mühür bozma” suçunun unsurlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
Mühür bozma suçu 765 sayılı TCK’nın “Devlet İdaresi Aleyhinde İşlenen Cürümler” başlıklı üçüncü babının “Mühür Fekki ve Hükümetin Muhafazasında Bulunan Eşyayı Çalmak” başlıklı onuncu faslındaki 274. maddesinde düzenlenmişken, 5237 sayılı TCK’nın “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmının, “Kamu Güvenine Karşı Suçlar” başlıklı dördüncü bölümünde “Mühür bozma” başlıklı 203. maddesinde; “Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiştir.
Millete ve Devlete Karşı Suçlar 5237 sayılı Kanun’un dördüncü kısmında, 247 ila 343. maddeleri arasında 8 bölüm hâlinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere kanun koyucu 5237 sayılı TCK’nın sistematiğinde “Mühür Bozma” suçunu Devlet otoritesine karşı işlenen suçlar bölümünde değil kamu güvenine karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlemiştir. Nitekim mevzuat gereği konulan mührün kaldırılmasının kamu güvenini sarsacağı hususunda da şüphe bulunmamaktadır.
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, madde, esasta bir şeyin saklanmasını veya varlığının olduğu gibi muhafazasını sağlamak üzere, kanunun veya yetkili makamların emrine uyularak konulmuş mührün kaldırılmasını veya konuluş amacına aykırı hareket edilmesini cezalandırmaktadır. Mührün konulmasının esas nedeni, durumun aynen muhafazasını sağlamaktır.
Mühür, kanunun verdiği yetkiye dayanılarak ya da yetkili makamın emri gereğince konulmalıdır.
Ancak yetkili makama mühürleme emri verme yetkisinin de yine kanunla verilmiş olması gerekmektedir.Mühür koyma gerekliliği doğrudan kanundan kaynaklansa bile mührü koyma işlemi buna yetkili olan kişilerce yerine getirilmelidir.
Mühür bozma suçu, mührün kaldırılması veya konuluş amacına aykırı hareket edilmesi ile oluşmaktadır. Seçimlik hareketlerden birinin yapılması ile suç oluştuğundan, ayrıca bir zarar veya somut bir tehlikenin doğması gerekli görülmemiştir.
Suçun seçimlik hareketlerinden ilki, kanun veya yetkili makamın emri ile konulan mührün kaldırılmasıdır. Mührün kaldırılması fiili, mührün konulduğu eşya üzerinden sökülmesi ya da bozulması şeklinde işlenebilir.
Suçun oluşumu açısından diğer seçimlik hareket ise; mührün konuluş amacına aykırı davranılması olarak düzenlenmiştir. Bu seçimlik hareketin gerçekleştirilmesinde, konulan mührün fiziken kaldırılması suçun oluşması açısından şart değildir.
Örneğin, mührün bir faaliyetin engellenmesi için konulması hâlinde, mühür sökülmese bile faaliyete devam edilmesi durumunda suç oluşabilecektir.
Mühür bozma suçu yalnızca kasten işlenebilir; genel kast yeterli olup saik önemli değildir. Failin, mührün yetkili merci tarafından konulduğunu, bu mührün eşyanın varlığını koruma veya varlığını sürdürme amacını güttüğünü, yaptığı hareketin mührü sökmeye yönelik bulunduğunu bilmesi ve bu hareketi istemesi gerekir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/483 E. 2018/427 K.)
“İşletmenin sorumlu müdürü, ortaklarının kim olduğu araştırılarak karar verilmelidir.”(Yargıtay 4.CD. 2009/4387 K.)
“Mühürleme işleminin hukuka uygun olup olmadığının araştırılması gerekir.” (Yargıtay 4 CD 2006/15981 K.)
“Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08/03/2016 gün ve 2015/1121 – 2016/111 sayılı kararı da dikkate alınarak, mahkemenin “mühür bozma fiiline ilişkin tutanağının düzenleme tarihinin 14/05/2010 tarihi olup, katılan Başkent Elektrik Dağıtım A.Ş’nin 28/01/2009 tarihinde özelleştirildiği, bu nedenle TCK’nın 203. maddesi kapsamında mühürleme yapmaya yetkili kamu makamı olma niteliğini kaybettiği, sanığın üzerine atılı mühür bozma suçunun unsurları oluşmadığından beraatine” dair kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.” (Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2016/7128 E. 2016/11300 K.)
“Mahkemece mühür bozma suçundan verilen beraat kararının gerekçesi yerinde olmamakla beraber, … Elektrik Dağıtım AŞ.’nin 28.06.2012 tarihli yazısında, “suç tutanağı öncesine ait klemens kapağı mühürleme evrakının bulunmadığının” bildirilmesi karşısında, mühür bozma suçundan kurulan beraat hükmünde bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamedeki mühür bozma suçuna yönelik bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.” (Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2013/5261 E. 2013/11099 K.)
“…ancak 5237 sayılı TCK’nun 203/1. maddesinde düzenlenen mühür bozma suçunun gerçekleşmesi için önceden yapılmış usulüne uygun mühürleme tutanağının bulunması gerektiği cihetle, mühürlemenin GPRS’li kesme cihazı ile yapılması ve mühürleme tutanağının bulunmaması nedeniyle, sanığa yüklenen “mühür bozma” suçunun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı ve beraat kararı sonucu itibariyle doğru bulunduğundan” (Yargıtay 21. Ceza Dairesi 2016/11028 E. 2017/1411 K.)
“Sanayi ve Ticaret Bakanlığı mührü ile mühürlü bulunan sayaca müdahale suretiyle kaçak elektrik kullanması şeklindeki eylemin 5237 sayılı TCK’nın 203. maddesinde düzenlenen mühür bozma suçunu oluşturması için ayrıca sayacın katılan kurum tarafından mühürlenmesi gerekmesi, katılan kurumun suç tarihinden önce mühürleme yapılmadığına ilişkin tutanak göndermiş olması karşısında, sanık hakkında mühür bozma suçundan beraat yerine yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,” (Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2014/12044 E. 2015/1855 K.)
RESMİ BELGENİN DÜZENLENMESİNDE YALAN BEYAN
Madde 206- (1) Bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
MADDE GEREKÇESİ
Madde, doktrinde “fikrî sahtecilik” olarak adlandırılan bir suç tipini düzenlemektedir. Kişi, kendi beyanıyla, sahte bir resmî belgenin düzenlenmesine neden olmak hakkına sahip değildir. Kişinin açıklamaları üzerine düzenlenen resmî belgenin bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması suçun oluşması için gereklidir. Aksi takdirde düzenlenen belge, yapılan beyanın doğruluğunu ispat edemeyeceğinden, kişi kendi beyanı ile böyle bir belgenin düzenlenmesine etmen olmuş sayılamaz ve kendisinin bu madde uyarınca cezalandırılmasının neden ve hikmeti kalmaz. O hâlde bakılacak husus şudur: Beyanın doğruluğu düzenlenen resmî belgeyle ispat edilecek ise, madde uygulanacaktır; buna karşılık beyanı alan memur, beyanın doğruluğunu tahkik edip, buna kanaat getirdikten sonra resmî belgeyi düzenlemek durumunda ise yani resmî belge sadece kişinin beyanı üzerine değil de, memurca yapılacak inceleme sonucuna göre meydana getirilmekte ise, bu maddedeki suç oluşmaz. Nitekim, kişiyi çok geniş bir surette “doğruyu söylemek”le yükümleyen İtalyan Ceza Kanununun 483 üncü maddesi de aynı esası kabul etmiş ve İtalyan Yargıtayının yerleşmiş içtihadı da bu yönde olmuştur.
Bu nedenle, gümrük muayene memuruna, belirli bir malı ithal veya ihraç edeceği yolunda yalan beyanda bulunan kişi, bu maddedeki suçu işlemiş olmaz; zira beyanı alan gümrük muayene memuru sırf bu beyanla yetinmeyip, beyanın doğruluğunu incelemekle yükümlüdür.
Resmî belge ile doğruluğu ispat edilecek olayların ne olduğu, belgenin niteliğine göre belirir.
Hâkime, değişik olaylar karşısında, yalan beyanın niteliğine göre temel cezayı belirlemek bakımından takdir yetkisi sağlamak maksadıyla maddedeki ceza üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası olarak saptanmıştır.
AÇIKLAMALAR
“TCK 206/1.maddesindeki resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunun oluşabilmesi için failin beyanı üzerine yetkili memur tarafından düzenlenen bir belge olması ve bu belgenin de yapılan bildirimin doğruluğunu kanıtlama gücüne sahip olmasının gerektiği, sanığın kimliğini … olarak hastane kapısındaki görevliye söyleyerek hastaneden içeriye girdiğine göre ortada yetkili memur tarafından tanzim edilen bir belge bulunmadığı, TCK 206/1.maddesindeki suçun yasal unsurları oluşmadığı, ancak sanığın eyleminin 5326 Sayılı Kabahatler kanununun 40/1.maddesinde düzenlenen kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulundurma kabahatini oluşturduğundan bu madde gereğince cezalandırılması yerine TCK 206/1.maddesinin uygulanması,” (Yargıtay 13. Ceza Dairesi 2016/15725 E. 2018/6072 K.)
“Sanığa atılı “Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” suçunun oluşabilmesi için, failin işlemiş olduğu bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla hareket etmesi gerektiği, somut olayda sanığa isnat olunan, idari yaptırım gerektiren trafik ceza tutanağı düzenlenmesi sırasında müştekiye ait kimlik bilgilerinin kullanılmasından ibaret eylemin TCK. 206 maddesi kapsamında kaldığı cihetle, idari yaptırım tutanağındaki imzanın sanığın el ürünü olup olmadığı belirlendikten sonra hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek ve eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2019/18305 E. 2019/13724 K.)
“Sanığın kimlik kontrolü yapan görevli polis memurlarına kardeşi …’ın kimlik bilgilerini verdiği, emniyete götürüldüğünde …adına bir belge düzenlenmeden önce gerçek kimliğini söylediği , TCK 206. maddesinde düzenlenen “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma” suçunun unsurlarının oluşmadığı, sanığın eyleminin 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40/1. madde ve fıkrasında düzenlenen “kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak” kabahatini oluşturduğunun gözetilmemesi,” (Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2017/5530 E. 2017/8565 K.)
“İftira suçunun özel bir halini düzenleyen TCK’nın 268. maddesinde öngörülen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşabilmesi için kişinin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanması gerektiği, bunun dışında resmi belgenin düzenlenmesinin gerektiği durumlarda resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine karşı başkasının kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma eyleminin ise TCK’nın 206. maddesine uyan suçu oluşturacağı,
Somut olayda; sanığın 16.04.2011 tarihinde, polis merkezine geldiği, tehdit edildiğinden bahisle şikayette bulunduğu, … olarak kimlik bilgilerini vererek mağdur sıfatıyla beyanının tutanakla tespit edildiği, bu nedenle 16.04.2011 tarihli eylemin TCK 206. maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,” (Yargıtay 16. Ceza Dairesi 2015/4180 E. 2015/3167 K.)
“Rutin trafik kontrolü sırasında durdurulan sanığın, kendi sürücü belgesine alkollü araç kullanmaktan dolayı el konulmuş olduğundan, araç ruhsatı ile birlikte kardeşi olan Kenan Direk’e ait sürücü belgesini sunduğu, Kenan Direk’in yakalaması olduğunun söylenmesi üzerine gerçek kimliğini açıkladığı ve tüm tutanakların sanığın gerçek kimlik bilgilerine göre tanzim edildiği, Kenan Direk adına düzenlenmiş belge bulunmadığı anlaşılmakla, TCK 206. maddesinde düzenlenen “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma” suçunun unsurlarının oluşmadığı, sanığın eyleminin 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40/1. madde ve fıkrasında düzenlenen “kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak” kabahatini oluşturduğunun gözetilmemesi, “(Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2016/62 E. , 2018/5409 K.)
“Kamu görevlilerine karşı yalan beyanda bulunma suçu açısından ise yalan beyana rağmen görevlilerce resmi belge düzenlenmediğinden TCK. 206. maddede tanımlanan suçların yasal unsurlarının oluşmayacağı,” (Yargıtay 16. Ceza Dairesi 2015/857 E. 2015/476 K.)
“Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 01.04.2014 tarih ve 2013/9-452 Esas-2014/153 Karar sayılı ilamında da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; 5237 sayılı TCK’nun 206/1. maddesinde yeralan resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunun oluşabilmesi için, kişinin açıklamaları üzerine belge düzenlenmesi ve düzenlenen resmi belgenin bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması gerektiği, beyanı alan kamu görevlisinin, beyanın doğruluğunu inceleyip, buna kanaat getirdikten sonra resmi belgeyi düzenlemek durumunda ise yani, resmi belge sadece kişinin beyanı üzerine değil de kamu görevlisi tarafından yapılacak inceleme sonucuna göre meydana getirilmekteyse bu maddede düzenlenen suçun oluşmayacağı cihetle; hastane görevli memurunun sanık …’in gerçek yeşil kartı üzerindeki belge ile kontrolü yaparak müracaat edenin gerçek Kader olup olmayacağını anlayabilecek durumda olmasına karşın bu konuda gerekli incelemeyi yapmamış olması karşısında; sanıkların üzerilerine atılı resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı ve sanıkların atılı eylemleri sebebi ile beraatlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,” (Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2015/53 E. 2018/427 K.)
KUMAR OYNANMASI İÇİN YER VE İMKAN SAĞLAMA (MADDE 228, BİRİNCİ FIKRA)
Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama[2]
Madde 228- (1) Kumar oynanması için yer ve imkan sağlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve iki yüz günden aşağı olmamak üzere adlî para cezası ile cezalandırılır.[3]
(2) Çocukların kumar oynaması için yer ve imkan sağlanması halinde, verilecek ceza bir katı oranında artırılır.
(3) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/139 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/134 md.) Suçun bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesi halinde üç yıldan beş yıla kadar hapis ve bin günden onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(4) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/139 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/134 md.) Suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Bu suçtan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
(6) Ceza Kanununun uygulanmasında kumar, kazanç amacıyla icra edilen ve kar ve zararın talihe bağlı olduğu oyunlardır.
MADDE GEREKÇESİ
Madde metninde kumar oynanması için yer veya başka surette imkân sağlanması, suç olarak tanımlanmıştır.
Bu suça ilişkin düzenlemede, kumarın sosyal bakımdan ortaya koyduğu büyük tehlike ve doğurması olası facialar göz önüne alınmıştır. Söz konusu suçun oluşabilmesi için, aleniyet şartı aranmamıştır.
Söz konusu suç, başkalarının kumar oynaması için yer veya başka surette imkân sağlamakla oluşur.
Maddenin ikinci fıkrasında, çocukların kumar oynaması için yer veya başka surette imkân sağlanması, bu suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâli olarak tanımlanmıştır.
Üçüncü fıkraya göre, kumar oynanması için yer veya başka surette imkân sağlanması suçundan dolayı tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
Maddenin son fıkrasında kumar tanımlanmıştır. Buna göre bir oyunun kumar sayılması için iki koşul aranacaktır: Birincisi oyunun kazanç kastı ile icra edilmesi, ikincisi ise kâr ve zararın talihe bağlı olmasıdır. Bu tanım karşısında, kazanç kastı olmaksızın, dostlar arasında eğlenmek üzere oyun oynanmasına imkân sağlanması, bu suçu oluşturmaz.
AÇIKLAMALAR
“TCK.nın 228. maddesinde düzenlenen kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçunda belirtilen “kumar”, aynı Kanun’un 4. fıkrasında “kazanç amacıyla icra edilen ve kar ve zararın talihe bağlı olduğu oyunlar” biçiminde tanımlandığı, somut olayda, sanığın savunmasında ve birlikte oyun oynadığı şahısların alınan beyanlarında, oyun sonunda yemeğine oyun oynadıklarını belirttikleri, sanığın kendisinin de oyuna iştirak ettiği ve dava konusu olay dışında işyerinde kumar oynattığına dair delil elde edilememesi karşısında, unsurları itibariyle oluşmayan suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2017/24058 E. 2020/10161 K.)
“Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 02.12.2021 tarih, 2021/69-606 Esas ve Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; 1072 sayılı Rulet, Tilt ve benzeri oyun aletleri ve makineleri hakkında Kanun kapsamına giren alet ve makinelerle kumar oynatılması halinde hem TCK’nın 228. maddesinde düzenlenen kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçu hem de 1072 sayılı Yasaya aykırılık suçunun birlikte oluşacağı” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021/13428 E. 2022/7502 K.)
“Olay günü kolluk görevlilerince ihbar üzerine saat 22.30 sularında yapılan denetimde, sanığın işlettiği kahvehanede poker tabir edilen kumar oyununun oynandığının tespit edilerek masadaki oyun kağıtları ile para yerine kullanılan okey taşları ve muhtelif renklerdeki pullara el konulduğunun anlaşılması, sanığın müşterilerin çayına kumar oynadıkları ancak her zaman kumar oynatmadığını savunması, duruşmada dinlenilen tutanak tanıklarının olayı doğrulamaları karşısında; sanığın işletmeciliğini yaptığı kahve- hanede kumar oynanmasına yer ve imkan sağladığı sabit olduğu halde yetersiz gerekçe ile sanığın mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2015/11897 E. 2016/6601 K.)
“Olay tutanağı, masada kumar oynamakta kullanılan pulların bulunması, sanığın tevilli savunması, kahvede bulunanların bir kısmının kollukta kendisi kumar oynamadığı için pul alamadığını ifade etmesi karşısında kumar oynatma suçu başka bir araştırmaya gerek kalmaksızın sabit olup, kumar oynarken yakalanan tanıkların duruşmaya getirtilerek ifadelerinin alınması aksi beyanda bulunsalar bile sonuca etkili olmayacağından tebliğnamedeki, bu hususun araştırılması gerektiğine işaret eden görüşe iştirak edilmemiştir.” (Yargıtay 14. Ceza Dairesi 2012/13200 E. 2012/10324 K.)
“30.06.2014 tarihli tutanağa göre sanığın kendisinin sorumlusu olduğunu beyan ettiği kıraathanede …, …, … ve …’nun yanık tabir edilen kumar oynunu oynadıklarının ve oturdukları masa üzerinde de 40 TL paranın olduğunun tespit edildiği, sanığın da aşamalarda kumar oynandığından haberdar olmadığını ifade etmesi karşısında, kumar oynanıp oynanmadığının tespiti bakımından soruşturma evresinde tanıklıklarına başvurulan …, …, … ve …’nun mahkemece tanıklıklarına başvurulmadan eksik araştırma yapılarak yazılı şekilde hüküm kurulması,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2017/25408 E. , 2020/12329 K.)
“Sanık Musa’nın işletmeciliğini, sanık Tekin’in ise ocakçılığını yaptığı kahvehanade kumar oynadığına dair 06.01.2006 tarihli tutanak tanıklarının yeminli beyanlarıyla doğrulanan olay yeri tespit tutanağına göre kahvehanede kumar oynandığı sabit olduğundan sanık Tekin’in kahvehanede idari sorumluluğunun olup olmadığı belirlendikten sonra sanıkların hukuki durumunun buna göre değerlendirilmesi gerekirken sanıkların suçtan kurtulmaya yönelik savunmaları ile haklarında kumar oynamaktan idari yaptırım uygulanan tanıkların çelişkili beyanlarına dayanılarak yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi,” (Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2009/18758 E. 2010/22098 K.)
BAŞKASINA AİT KİMLİK VEYA KİMLİK BİLGİLERİNİN KULLANILMASI
Madde 268- (1) İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır.[4]
MADDE GEREKÇESİ
Madde metninde iftira suçunun özel bir işleniş biçimi hakkında düzenleme yapılmıştır.
AÇIKLAMALAR
İftira suçunun özel bir halini düzenleyen TCK’nın 268. maddesinde tanımlanan, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşabilmesi için, failin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanarak başkası hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını sağlaması gerektiği, somut olayda ise sanığın, polis tarafından yakalanması üzerine kardeşine ait kimlik bilgilerini polise verdiği ancak verdiği isim hakkında bir işlem yapılmadan gerçek kimlik bilgilerini verdiği, bu nedenle sanık hakkında yasal unsurları oluşmayan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan beraat hükmü verilmesi gerektiği gözetilmeden, yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde mahkumiyet hükmü verilmesi, (Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2017/25529 E. , 2019/9902 K.)
“Sanığın polisler tarafından yakalandığı sırada gerçekte var olan bir kişinin (erkek kardeşinin) …’nın kimlik bilgilerini kullanmak suretiyle kimliği hakkında resmi mercilere yalan beyanda bulunduğu, … ismi ile olay yakalama ve üst arama tutanağı ile adli raporun düzenlendiği, polis merkezinde yapılan araştırmada sanığın gerçek kimliğinin tespit edildiği anlaşılmakla, sanığın eyleminin TCK 268/1 madde delaletiyle 267/1 maddesinde düzenlenen iftira suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşerek yazılı şekilde hüküm kurulması,” (Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2017/33704 E. 2020/11535 K.)
“İftira suçunun özel bir halini düzenleyen TCK.nın 268. maddesinde tanımlanan “başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” suçunun oluşabilmesi için, kişinin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanması gerektiği, somut olayda; hakkında hırsızlık suçundan soruşturmaya başlanan sanığın ifadesi alınırken “kendisini ….” olarak tanıtması ile bir kısım belgenin bu beyana göre düzenlenmesi karşısında; gerçekte bu isimde bir kişinin bulunup bulunmadığı araştırılmadan ve gerçekte böyle bir kişinin bulunması durumunda sanığın eyleminin TCK. 268. delaletiyle TCK. 267. maddesindeki iftira suçunu, böyle bir kişinin bulunmaması durumundan ise; TCK.nın 206. maddesinde düzenlenen “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma” suçunu oluşturacağı ve hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile sanığın beraatine karar verilmesi,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2017/15412 E. , 2020/598 K.)
*****10/7/1953 TARİHLİ VE 6136 SAYILI ATEŞLİ SİLAHLAR VE BIÇAKLAR İLE DİĞER ALETLER HAKKINDA KANUNUN 13 ÜNCÜ MADDESİNİN, ÜÇÜNCÜ FIKRASI İLE 15 İNCİ MADDESİNİN BİRİNCİ, İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ FIKRALARINDA BELİRTİLEN SUÇLAR.*****
6136
Madde 13 – (Değişik: 23/1/2008-5728/156 md.)
Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahları, bunlara ait mermileri veya bunlara ait namlu, sürgü, gövde, çerçeve, silindir, mekanizma başı, çıkarıcı, tırnak, ateşleme iğnesinden oluşan ana veya balistik önemi haiz parçaları ya da ses veya gaz fişeği atabilen silah iken bu Kanun hükümlerine tabi silah vasfına dönüştürülen silahları satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis ve yüz günden beşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
Ateşli silahın, bu Kanunun 12 nci maddesinin dördüncü fıkrasında sayılanlardan olması ya da silahın, mermilerin veya namlu, sürgü, gövde, çerçeve, silindir, mekanizma başı, çıkarıcı, tırnak, ateşleme iğnesinden oluşan ana veya balistik önemi haiz parçaların sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde beş yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşyüz günden beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
Bu Kanunun 12 nci maddesinin dördüncü fıkrasında sayılanlar dışındaki ateşli silahın bir adet olması ve mutat sayıdaki mermilerinin veya namlu, sürgü, gövde, çerçeve, silindir, mekanizma başı, çıkarıcı, tırnak, ateşleme iğnesinden oluşan ana veya balistik önemi haiz parçaların ev veya işyerinde bulundurulması halinde verilecek ceza bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yüz günden beşyüz güne kadar adlî para cezasıdır.
Ateşli silahlara ait mermilerin veya bunlara ait namlu, sürgü, gövde, çerçeve, silindir, mekanizma başı, çıkarıcı, tırnak, ateşleme iğnesinden oluşan ana veya balistik önemi haiz parçaların pek az sayıda bulundurulmasının veya taşınmasının mahkemece vahim olarak takdir edilmemesi durumunda hükmolunacak ceza altı aya kadar hapis ve otuz günden beşyüz güne kadar adlî para cezasıdır.
(Değişik beşinci fıkra:21/11/2024-7533/12 md.) Bu madde kapsamındaki bulundurma ve taşıma fiilinin; vefat, sağlık durumu, mahkûmiyet, müsadere, satın alma veya devir nedeniyle yapılan ruhsatlandırma ya da ruhsat yenileme işlemlerinde bu Kanunda düzenlenen yükümlülüklere aykırı davranılarak işlenmesi halinde onbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idari para cezasına hükmolunur.
(Ek fıkra:21/11/2024-7533/12 md.) Nakil izin belgesi almaksızın, bulundurma izni verilen silahını mesken veya işyeri değişikliği nedeniyle nakledenler hakkında onbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idari para cezasına hükmolunur.
(Ek fıkra:21/11/2024-7533/12 md.) Bu madde hükümlerine göre idari para cezası vermeye mülki idare amiri yetkilidir.
Madde 15 – (Değişik: 12/6/1979 – 2249/10 md.)
(Değişik birinci fıkra: 23/1/2008-5728/158 md.) Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak 4 üncü maddede yazılı olan bıçak veya diğer aletleri veya benzerlerini satanlar, satmaya aracılık edenler, satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis ve yirmibeş günden az olmamak üzere adlî para cezasına hükmolunur.
Bu madde kapsamına giren bıçak veya diğer aletlerin veya benzerlerinin sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde yukarıdaki fıkraya göre hükmolunacak cezalar yarıdan bir katına kadar artırılır.
Bu Kanunun 4 üncü maddesine göre yapımına izin verilen bıçakları veya diğer aletleri veya benzerlerini kullanma amacı dışında satanlar, satmaya aracılık edenler, satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında birinci fıkradaki; o bıçak veya diğer aletlerin veya benzerlerinin sayı ve nitelik bakımından vahim olması halinde de ikinci fıkradaki cezalar hükmolunur.
(Ek fıkra: 23/1/2008-5728/158 md.) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yazılı olan yivli ve yivsiz silahlarla bıçak ve diğer aletleri, hal ve şartlara göre sırf saldırıda kullanmak amacıyla taşıyanlar, üç aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
AÇIKLAMALAR
Mermi taşımaktan ibaret eylemlerde;
*50 den az ise 6136 sayılı yasanın 13/4 maddesi
*51-250 arası ise 6136 sayılı yasanın 13/3 maddesi
*251-5000 arasında ise 6136 sayılı yasanın 13/1 maddesi
*5001 ve daha fazlası ise 6136 sayılı yasanın 13/2 maddesi
“Sanıktan 6136 sayılı Yasa kapsamında bir tabanca ele geçmediği, ele geçen mermilerin, dairemizin süregelen uygulamalarına göre 51 adetten az olması halinde 6136 sayılı Yasanın 13/4; 251 adetten az olması halinde 13/3. maddesine uyan suçu oluşturacağı, ele geçen mermilerin “4” adet olması karşısında; miktar itibarıyla pek az sayıda bulunduğu gözetilmeden, sanığın 6136 sayılı Yasanın 13/4. maddesi yerine, aynı yasanın 13/1. maddesi ile cezalandırılmasına karar verilmesi,”(Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2015/10275 E. 2016/3861 K.)
**4 adetten fazla tabanca sayı bakımından vahim sayılır 6136 sayılı yasanın 13/2 maddesinin uygulanması, 4 adet ve daha az ise 6136 sayılı yasanın 13/1 maddesinin uygulanması gerekir.
**Silahta arıza varsa silah ustasının aletli ve esaslı müdahalesinin gerekip gerekmediği araştırılmalı, bu suretle müdahale ile çalışacak ise suçun oluşmadığı kabul edilmektedir.
“Ekspertiz raporuna göre, suça konu tabancanın sökülü durumda olan parçalarının atışa engel teşkil etmesi nedeniyle mevcut haliyle 6136 sayılı Yasa kapsamında kalmadığı, ancak bir silah ustası ya da bu işten anlayan bir kişi tarafından aletli bir müdahale ile eksik parçaların yerlerine takılması halinde 6136 sayılı Yasa’nın 12/4. madde ve fıkrasındaki yasak niteliğe haiz, vahim nitelikte ateşli silah vasfını kazanacağının belirtilmesi karşısında; atılı suçun oluşmadığı,”(Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2018/1242 E., 2018/11960 K.)
**Kuru sıkı silahlar söz konusu olduğunda bu silahların sonradan değişiklik yapılıp yapılmadığı, orjinal halinin bozulup bozulmadığı hususunda rapor alınmalı, orjinalliği bozulmuşsa bunun sanık tarafından bilinip bilinmediği araştırılmalıdır.Raporda ateşli silah olduğu belirtilmişse suç oluşmuş kabul edilir.
“Kriminal Polis Laboratuvarı raporuna göre; suça konu silahın ses ve gaz fişeklerini istimal edebildiği gibi namlusunda aynı ölçüleri haiz el yapımı özel nitelikte fişekleri de atabileceği boşluk bulunduğunun tespit edilmesi ve silahla birlikte özel yapım fişek ele geçmediğinin anlaşılması, teknik özelliklerinde sonradan değişiklik yapıldığını gösterir nitelikte bulgu olmadığının belirtilmesi karşısında; davaya konu gaz tabancasının marka, model ve üretim yılı tespit edilerek … Bakanlığından marka, model ve üretim yılı itibariyle bu silahın mevcut haliyle üretilmesine izin verilip verilmediği sorulup, bu silahların üretim şeması getirtilip, ayrıca suça konu silahın gaz ayırıcı parçasının fotoğrafları, varsa faturası ve dosyadaki Polis Kriminal Raporu eklenip üretici firmadan gaz ayırıcı parçanın mevcut şekli ile imal edilip edilmediği, izne uygun imalattan sonra gaz ayırıcı parça üzerinde mermi çekirdeği geçişine imkan verecek şekilde tadilat yapılıp yapılmadığı sorulup dosya kül halinde Adli Tıp Kurumu’na gönderilerek silahın üretim izni verilen orjinal haline uygun şekilde bilye geçişine imkan verecek nitelikte gaz ayırıcı parçasının tadil edilip edilmediğine dair alınacak bir rapor ile 6136 sayılı Yasa kapsamında kalıp kalmadığı hususu kesin olarak saptandıktan sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ile yazılı biçimde hüküm kurulması” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2015/7574 E. 2016/4746 K.)
**Ruhsatlı silah olsa bile atışa elverişli olup olmadığı hususunda rapor alınmalı, atışa elverişli olmadığının tespiti halinde ise suçun oluşmadığı kabul edilmelidir.
**Eldeki 1 adet silahı satmak şeklindeki eylem “kişisel gereksinim” olarak kabul edilerek 13/2 maddesindeki suçu oluşturur.
“Oluşa ve tüm dosya kapsamına göre; bir adet niteliksiz silahı sattığı belirlenen sanık hakkında, 6136 sayılı Yasanın 12/1. maddesinde öngörülen silah ticareti suçunun, yayma ve tehlikeyi genişleterek çoğaltma şeklinde ifade edilen unsurlarının oluşmadığı, eylemin kişisel gereksinime dayalı, bireysel satış niteliğinde olduğu ve 6136 sayılı Yasanın 13/1. maddesinde yazılı suçu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2018/1670 E. 2019/14042 K.)
**Silahın ele geçmediği durumlarda atışa elverişlilik değerlendirilemeyeceğinden suçun varlığından söz edilemez. Ancak bu silahtan atıldığı kanıtlanan boş kovanlar ele geçirilirse ve bu kovanların 6136 s. Knun kapsamında kaldığı tespit edilirse, ya da silahla yaralama gerçekleştirilirse atışa elverişliliğin gerçekleştiği kabul edilir.
“Suçta kullanıldığı belirtilen silah ele geçmediği gibi olay yerinde 6136 sayılı Yasa kapsamındaki ateşli silahlara ait çekirdek veya kovanın da bulunmadığının anlaşılması karşısında, sanığın taşıdığı iddia edilen silahın 6136 sayılı Yasa kapsamında bulundurulması ve taşınması yasak olan silahlardan olup olmadığı kesin olarak tespit edilemediğinden, üzerine atılı 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2015/11840 E. 2015/22108 K.)
“6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükümle ilgili olarak suçta kullanıldığı belirtilen silahın ele geçmediği gibi, olay yerinde 6136 sayılı Yasa kapsamındaki ateşli silahlara ait bir mermi veya kovanında bulunmadığının anlaşılması karşısında, suça sürüklenen çocuğun taşıdığı iddia edilen silahın 6136 sayılı Yasada bulundurulması ve taşınması yasak olan silahlardan olup olmadığının tespit edilemediğinden, suça sürüklenen çocuğun beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2015/4696 E. 2015/15680 K.)
**Sanıktan ele geçen Bıçakların sayısı 100 adet ise 6136 sayılı yasanın 15/1 maddesi, 101 adet ve fazlası ise 6136 sayılı yasanın 15/2 maddesinin uygulanması gerekir.
“Sanık hakkında 6136 sayılı Yasanın 15/1 maddesine muhalefet suçu ile ilgili olarak;
Sanığın savunması ve tüm dosya içeriğine göre, sanığın emanette kayıtlı bulunan ekmek bıçağı üzerinde olduğu halde boşanma davası bulunan ve fiilen ayrı yaşadığı eşi maktule …’yı takip ettiği, onu işine giderken yolda yakaladığı, maktulenin korkarak emanette kayıtlı sustalı bıçağını çıkardığı ancak bu bıçağı sanığa savuramadığı, bıçakla sanığa vurmadığı, sanığın ise ekmek bıçağı ile maktüleyi öldürmüş olmasına göre; kendisine ait ekmek bıçağının 6136 sayılı yasaya aykırılık teşkil etmemesine rağmen, 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan beraati yerine yazılı olduğu şekilde cezalandırılmasına karar verilmesi yasaya aykırı olduğundan” (Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2014/5150 E. 2014/6136 K.)
“Sanığın aynı araç içinde oturan sanık …’a ait silaha bakmak maksadıyla almasında, alış maksadı ve bulundurma süresi nazara alındığında, yüklenen suçun unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,” (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2014/4121 E. 2014/8802 K.)
“ Sanığın ikametinden 6136 sayılı Yasa kapsamında bir adet sustalı bıçak ve 1 adet tabanca ele geçirilmesi karşısında, sanığın eyleminin 6136 sayılı Kanunun 13/1. ve aynı Kanunun 15/1. maddesi kapsamında suç teşkil ettiği, ancak TCK.nun 44. maddesinde öngörülen fikri içtima kuralı gereğince daha ağır cezayı içeren 6136 sayılı Kanunun 13/1. maddesi gereğince alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde 6136 sayılı Kanunun 13/1. ve aynı kanunun 15/1. maddesi gereğince ayrı ayrı cezaya hükmedilmesi,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2014/25907 E. 2015/17507 K.)
“Geçici olarak kaldığı otel odasında bir adet tabanca ve bir adet sustalı bıçak bulunduran sanığın eyleminin, 6136 sayılı Yasa’nın 13/1 ve 15/1. maddelerine uygun bulunup 5237 sayılı TCK’nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren 6136 sayılı Yasa’nın 13/1. madde ve fıkrası ile alt hadden uzaklaşılarak cezalandırılması gerektiğinden, anılan maddede öngörülen cezanın üst sınırı itibariyle delillerin takdiri ile suçun oluşup oluşmadığının tayini 5235 sayılı Yasa’nın 11. maddesi uyarınca üst dereceli asliye ceza mahkemesine ait bulunduğundan, görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2010/15902 E. , 2012/17842 K.)
“ Sanık … ile ilgili olarak, 6136 sayılı Yasanın 13/1. madde ve fıkrasında belirtili suçun oluşabilmesi için 6136 sayılı Yasaya aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara ait mermilerin satın alınması veya taşınması gerekmekte olup, teşebbüse elverişli olmayan bu suçta sanığın silah satın almaya çalışması şeklinde gerçekleşen eyleminde atılı suçun unsurlarının oluşmadığı gözetilip, sanıktan ele geçen 6136 sayılı Yasa kapsamında ”1” adet muşta, ”1” adet kama ve ”4” adet merminin de dava konusu yapılması karşısında, TCK.nun 44. maddesi uyarınca alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle sanığın 6136 sayılı Yasanın 15/1. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde aynı yasanın 13/1. madde ve fıkrası ile cezalandırılması suretiyle fazla ceza tayini,
2- Dairemizin süregelen uygulamalarına göre, suça konu mermilerin 50 ve daha az olması halinde 6136 sayılı Yasanın 13/4. maddesine uyan suçu oluşacağı gözetilerek, aracında yapılan aramada ”30” adet mermi ele geçen sanık …’in eyleminin 6136 sayılı Yasanın 13/4. maddesinde belirtilen suçu oluşturacağı gözetilmeden, yazılı şekilde aynı Yasanın 13/1. maddesi uyarınca uygulama yapılması suretiyle fazla ceza tayini,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2015/11348 E. 2016/3661 K.)
“Dosya kapsamına göre sanık … adına bulundurma ruhsatlı tabancanın sanık tarafından taşınmasının sanığın genel kastını ortadan kaldırmadığı, eylemin şekli suç olan 6136 sayılı Yasa’nın 13/1. maddesine aykırılık suçunu oluşturması karşısında sanığın atılı suçtan mahkumiyeti yerine beraatine karar verilmesi,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2018/9187 E. 2018/15606 K.)
“Kabul ve uygulamaya göre de; Kriminal Polis Laboratuvarı raporuna göre; suça konu silahın ses ve gaz fişeklerini istimal edebildiği gibi namlusunda aynı ölçüleri haiz el yapımı özel nitelikte fişekleri de atabileceği boşluk bulunduğunun tespit edilmesi ve silahla birlikte özel yapım fişek ele geçmediğinin anlaşılması, teknik özelliklerinde sonradan değişiklik yapıldığını gösterir nitelikte bulgu olmadığının belirtilmesi karşısında; davaya konu gaz tabancasının marka, model ve üretim yılı tespit edilerek … Bakanlığından marka, model ve üretim yılı itibariyle bu silahın mevcut haliyle üretilmesine izin verilip verilmediği sorulup, bu silahların üretim şeması getirtilip, ayrıca suça konu silahın gaz ayırıcı parçasının fotoğrafları, varsa faturası ve dosyadaki Polis Kriminal Raporu eklenip üretici firmadan gaz ayırıcı parçanın mevcut şekli ile imal edilip edilmediği, izne uygun imalattan sonra gaz ayırıcı parça üzerinde mermi çekirdeği geçişine imkan verecek şekilde tadilat yapılıp yapılmadığı sorulup dosya kül halinde Adli Tıp Kurumu’na gönderilerek silahın üretim izni verilen orjinal haline uygun şekilde bilye geçişine imkan verecek nitelikte gaz ayırıcı parçasının tadil edilip edilmediğine dair alınacak bir rapor ile 6136 sayılı Yasa kapsamında kalıp kalmadığı hususu kesin olarak saptandıktan sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ile yazılı biçimde hüküm kurulması,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2015/7574 E. 2016/4746 K.)
“İletişimin tespiti tutanaklarından, sanıkların değişik tarihlerinde dairemizce bireysel ticaret silah ticareti suçunun sabit olduğu kabul edilen sanık … ile silah alım-satımına ilişkin görüştükleri değerlendirilmiş ise de, yaptıkları görüşmelerde bahsi geçen silahların ele geçirilmediği bu nedenle 6136 sayılı Yasa kapsamında olup olmadıklarının belirlenemediği, sanıkların savunmaları gözetildiğinde, maddi bulgularla desteklenmeyen iletişimin tespiti tutanaklarının tek başına sanıkların mahkumiyeti için yeterli olmadığı, sanıkların birlikte topluluk oluşturarak silah sattıklarına dair her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetlerine yeter, somut, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, atılı suçtan beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2016/3623 E. 2018/5925 K.)
*****31/8/1956 TARİHLİ VE 6831 SAYILI ORMAN KANUNUNUN 93 ÜNCÜ MADDESİNİN BİRİNCİ FIKRASINDA BELİRTİLEN SUÇ.****
6831 ORMAN KANUNU
Madde 93 – (Değişik : 23/1/2008-5728/200 md.)
Bu Kanunun 17 nci maddesinde yasak edilen fiilleri işleyenler veya izne bağlı işleri izinsiz yapanlar, 91 inci madde hükümleri saklı kalmak üzere altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.
Madde 91 – (Değişik : 23/1/2008-5728/198 md.)
14 üncü maddenin (A) ve (B) bentleri ile yasak edilen fiillerden dikiliden ağaç kesenler, kökünden sökenler veya hayatiyetini sona erdirecek şekilde boğanlar, ağaçlardan yalamuk, pedavra, hartama çıkaranlar üç aydan beş yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır. Ancak suçun konusunun münhasıran yakacak nitelikte emval veren ağaç olması halinde, verilecek ceza yarı oranında indirilir.
Suçun konusunun fidan olması halinde birinci fıkraya göre verilecek ceza bir kat artırılır.
Fidan ekim sahasını bozan kişi bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
Birinci fıkradaki ağaç kesme ve sökme fiillerinin işlenmesinde motorlu araç ve gereçler kullanılması halinde verilecek ceza bir kat artırılır. Ancak, fidanlar hakkında bu hüküm uygulanmaz.
(Değişik beşinci fıkra: 31/3/2011-6217/11 md.) 14 üncü maddenin (A) ve (B) bentleriyle yasak edilen ve yukarıdaki fıkralarda yazılı bulunmayan fiilleri işleyenlere, ikiyüzelli Türk Lirasından ikibin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. Bu fiillerin, 3 üncü madde gereğince orman rejimi altına alınan yerlerde veya 23 üncü, 24 üncü ve 25 inci maddeler gereğince muhafaza ormanı veya milli park olarak ayrılmış ormanlarda işlenmesi halinde verilecek idarî para cezası beşyüz Türk Lirasından az olamaz. Bu fiilin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine de karar verilir.
Bu Kanunun 14 üncü maddesinin (A) ve (B) bentlerine muhalif hareket edenler orman sahipleri ise iki seneye kadar hapis ve adlî para cezasıyla cezalandırılır. Ancak kendi arazisi üzerinde tohum ekmek veya fidan dikmek suretiyle yetiştirilecek ormanların sahipleri yukarıdaki fıkra hükmüne tabi değildir.
Madde 17 – (Değişik birinci fıkra: 19/4/2012-6292/13 md.)[5] Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; otlatma planı yapılan alanlarda yıllık otlatma süresi dâhilinde hayvanların planlı otlatılmasını sağlayan, gecelemesini emniyet altına alan ve dağılmalarını engelleyen geçici çevirmeler şeklinde düzenlemeler dışında, her çeşit bina, ağıl ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması, tarla açılması, işlenmesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır. Ancak, Devlet ormanlarında 31/12/2011 tarihinden önce toplu yerleşimin bulunduğu; yaylak ve otlak olarak kullanılan alanlar içindeki yerler ile yılın belirli dönemlerinde geleneksel yaylacılık maksadıyla yerleşim yeri olarak kullanılan alanlar kullanım bütünlüğü de dikkate alınarak Orman Genel Müdürlüğünce tespit edilir. Tespit edilen bu alanlardan uygun görülenler Cumhurbaşkanı kararı ile yayla alanı olarak ilan edilir. İlan edilen yayla alanlarında 31/12/2011 tarihinden evvel yapılmış, hakkında müsadere kararı bulunanlar da dâhil her türlü bina ve tesisler mevcut haliyle vaziyet planında gösterilerek Orman Genel Müdürlüğü sabit kıymetlerine alınır. Yayla alanlarında bulunan bina ve tesisler orman idaresi tarafından işletilir, işlettirilebilir veya kiraya verilebilir. Elde edilen gelirler Orman Genel Müdürlüğü döner sermayesine gelir kaydedilir. Giderler ise Orman Genel Müdürlüğü döner sermayesinden karşılanır. Bu alanlardaki bina ve tesislerin kullanıcıları orman idaresince tespit edilir, ilgili kaymakamlık ve muhtarlıklar vasıtasıyla bir ay süreyle ilan edilir. Bu süre içinde yapılan itirazlar bir ay içinde orman idaresinde mevcut bilgi ve belgelere göre, bunun mümkün olmaması hâlinde başvuru sahiplerinin elindeki bilgi ve belgelere göre sonuçlandırılarak ilgililere bildirilir. Kullanıcısı tespit edilen bina ve tesisler vaziyet planına göre kullanıcısına, tespit tarihinden itibaren bir yıl içinde talebi hâlinde rayiç bedel üzerinden 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine göre kiraya verilebilir. Kullanıcıları tarafından kiralanmayan bina ve tesisler ise yıkılır. Kiralanan bina ve tesislere ilişkin, ilgili kurumlarca orman idaresine bildirilen eksikliklerin tamamlanması yönünde kiracıya tebligat yapılarak en geç bir yıl içinde eksikliğin giderilmesi istenir. Eksikliklerin giderilmemesi hâlinde yapılan kiralama işlemi iptal edilir. İlgili mevzuattan doğacak her türlü zarar ve hukuki sorumluluk kiracıya aittir. Yayla alanı olarak ilan edilen yerlerde orman idaresince nüfus yoğunluğu, yöresel ihtiyaç ve sosyal problemler dikkate alınarak gerekli her tür ve ölçekte planlar Orman Genel Müdürlüğünce yapılır veya yaptırılır. Yapılan bu planlar Orman ve Su İşleri Bakanlığınca onaylanır. Yayla alanlarında mevcut bina ve tesislerin kiralayan tarafından iki yıl içinde planlara uygun hale getirilmesi istenir. Uyumlu hale getirenlerin kira sözleşmeleri yenilenir. Aksi halde kira sözleşmesi iptal edilir. Yayla alanlarına ilişkin iş ve işlemler yönetmelikle belirlenir.
(Değişik ikinci fıkra:23/3/2023-7442/11 md.) Devlet ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya hangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollarıyla elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan doğruya orman idaresince el konulur. Devlet ormanlarında el konulan bütün yapı ve tesisler, inşa aşamasında olanlar da dâhil olmak üzere, hiçbir karar alınmasına lüzum kalmaksızın, Orman Genel Müdürlüğü tarafından derhal yıkılır veya ihtiyaç görüldüğü takdirde ormancılık hizmetlerinde kullanılabilir. Yanan orman alanlarındaki her türlü emval Orman Genel Müdürlüğünce değerlendirilir.
(Değişik üçüncü fıkra: 22/5/1987 – 3373/7 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 17/12/2002 tarihli ve E.:2000/75, K.:2002/200 sayılı Kararı ile; Yeniden düzenleme: 17/6/2004-5192/1 md.) (Değişik birinci cümle: 25/6/2010-6001/33 md.) Savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğalgaz, hava ayrıştırma, altyapı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesislerinin; baraj, gölet, sokak hayvanları bakımevi ve mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim, ve spor tesisleri ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halinde, gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir. Devletçe yapılan ve/veya işletilenlerden bedel alınmaz. Bu izin süresi kırkdokuz yılı geçemez. Bu alanlarda Devletçe yapılanların dışındaki her türlü bina ve tesisler iznin sona ermesi halinde eksiksiz ve bedelsiz olarak Orman Genel Müdürlüğünün tasarrufuna geçer. Söz konusu tesisler Orman Genel Müdürlüğü veya Çevre ve Orman Bakanlığı ihtiyacında kullanılabilir veya kiraya verilmek suretiyle değerlendirilebilir. İzin amaç ve şartlarına uygun olarak faaliyet gösteren hak sahiplerinin izin süreleri; yer, bina ve tesislerin rayiç değeri üzerinden belirlenecek yıllık bedelle doksandokuz yıla kadar uzatılabilir. Bu durumda devir işlemleri uzatma süresi sonunda yapılır. Verilen izinler amaç dışında kullanılamaz.[6][7][8]
(Ek fıkra: 23/9/1983 – 2896/10 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 17/12/2002 tarihli ve E.:2000/75, K.:2002/200 sayılı Kararı ile; Yeniden düzenleme: 17/6/2004-5192/1 md.) Yukarıdaki fıkrada belirtilen bina ve tesislerin hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlarda veya hususi ormanlarda yapılmak istenmesi halinde de Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir. Bu takdirde kullanım bedeli, süresi, yapılan bina ve tesislerin devri gibi hususlar genel hükümlere uygun olarak taraflarca tespit edilir.
AÇIKLAMALAR
Suç tarihi itibariyle 6831 sayılı Kanunun 93/3. maddesi delaletiyle TCK’nin 54. maddesi uyarınca müsadere kararı verilmesi gerekirken, 6831 sayılı Kanunun 93/3. maddesi uyarınca müsadere kararı verilmesi, 3. Ceza Dairesi 2014/16754 E. , 2014/28143 K.
Sanık hakkında açılan kamu davasının 6831 sayılı Kanun’un 93. maddesinde belirtilen işgal ve faydalanma eylemi olduğu halde, sanık hakkında beraat kararı verilirken 6831 sayılı Kanun’un 93. maddesi yerine, 6831 sayılı Kanun’un 91. maddesi belirtilmesi suretiyle CMK’nin 225. maddesine muhalefet edilmesi, (Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2021/783 E. 2021/6803 K.)
“Davanın dayanağını oluşturan 6831 sayılı Kanun’un 82. maddesi gereğince aksi sabit oluncaya kadar geçerli bulunan suç tutanağında ve mahkemece yapılan kovuşturmada dava konusu yerde havuz yapıldığı ve yeniden tarla açma eyleminin de olmadığı, orman kadastrosunun da yapılmamış olduğunun anlaşılması karşısında, sanık hakkında 6831 sayılı Kanun’un 93/2. maddesinin uygulanamayacağı gözetilmeden fazla ceza tayini,” (Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2020/2548 E. 2020/13769 K.)
“1-Orman Bakanlığı İnegöl Orman İşletme Müdürlüğü’ne müzekkere yazılarak suça konu işgal edilen ve ağaçların kesildiği yerlerin üzerinde orman tahdidi yapılıp yapılmadığı, yapılan orman tahdidinin kesinleşip kesinleşmediğini, kesinleşmiş ise hangi tarihte kesinleştiği sorulup celbedilerek mahallinde bu kayıtlar ile memleket haritası, amenajman planı ve varsa hava
fotoğrafları da tekrar istenerek, yeniden usulüne uygun keşif yapılıp, sanığın işgal ve faydalanmada bulunduğu yer ile 54 adet ağacı kestiği yerin devlet ormanı olup olmadığı, tahdit sınırları içinde kalıp kalmadığının belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
2-Sanık hakkında 6831 sayılı Kanun’un 93/2, 91/1-3. maddeleri ile cezalandırılması için iddianame ve ek iddianame ile kamu davaları açıldığı halde, sadece 6831 sayılı Kanun’un 93/2. maddesi ile açılan kamu davası hakkında hüküm kurulup diğer dava hakkında hüküm tesis edilmemesi,” (Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2006/6191 E., 2007/1378 K.)
“İddianamede 6831 sayılı Yasanın 91/1. ve 93/1-2. maddelerinden iki ayrı suçtan dava açılmasına, mahallinde yapılan keşif sonucu, orman bilirkişisi … tarafından 23.11.2010 tarihinde düzenlenen raporda, “orman sınırları içinde 12328 m2 lik alanda yakacak nitelikteki saçlı meşe ağaçları motorlu testere ile açma amacı ile traşlama yöntemiyle kesildiğini” bildirmesine göre suç tarihi itibariyle 5728 sayılı Yasayla değişik 6831 sayılı Orman Kanununun 93. maddesinde ağaç kesme suçunun açma suçunun unsuru olarak düzenlenmediği, ayrı iki suç olarak düzenlendiği gözetilmeden, sanık hakkında ayrıca kesme suçundan ceza verilmesi gerekitiğinin gözetilmemesi,” (Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2013/29025 E. 2014/2891 K.)
“Mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporuna göre işgal alanının kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içinde yer aldığı tespit edilmekle, orman kadastrosunun kesinleşme tarihi tespit edilerek suç tarihinden önce kesinleştiğinin anlaşılması halinde sanığa 6831 sayılı Yasanın 93/2. maddesinden ek savunma hakkı verilerek sanık hakkında 6831 sayılı Yasanın 93/2. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,” (Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2021/12332 E. 2022/10515 K.)
“Davanın dayanağını oluşturan, aksi sabit oluncaya kadar geçerli suç tutanağına göre, ihbar üzerine gidildiğinde orman alanında iş makinesi ile çalışma yapıldığının tespit edilmesi, sanığın savunmasında kendisine ait taşınmazın yanındaki alanı temizlediğini beyan etmesi ve sanığın 6831 sayılı Kanunun 93/1-2 maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi karşısında, suça konu yerin niteliğinin net olarak tespiti bakımından mahallinde orman tekniğinden anlayan bilirkişiler ile keşif yapılarak işgale konu alanın vasfının belirlenmesi ile sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayini gerektiğinin gözetilmemesi,” (Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2021/12276 E. 2022/10073 K.)
“Mahallinde yapılan keşif sonrası orman mühendisi bilirkişinin hazırladığı raporda, dava konusu yerin orman tahdit sınırlarının içinde kaldığının belirtilmesine göre, sanık hakkında 6831 sayılı Kanun’un 93/2 maddesinin uygulanmaması, aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.” (Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2015/7392 E., 2015/8200 K.)
******13/12/1968 TARİHLİ VE 1072 SAYILI RULET, TİLT, LANGIRT VE BENZERİ OYUN ALET VE MAKİNALARI HAKKINDA KANUNUN 2 NCİ MADDESİNDE BELİRTİLEN SUÇ.******
1072 RULET, TİLT, LANGIRT VE BENZERİ OYUN ALET VE
MAKİNALARI HAKKINDA KANUN
Madde 2 – (Değişik: 23/1/2008-5728/325 md.)9
Bu Kanuna aykırı hareket edenler bir yıldan beş yıla kadar hapis ve yüz günden bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
Madde 1 – Türk Ceza Kanununun 228 inci maddesinin kapsamı dışında kalsa bile umuma mahsus veya umuma açık yerlerde her ne ad altında olursa olsun kazanç kasdiyle oynanmasa dahi rulet, tilt, (…)[9] ve benzeri baht ve talihe bağlı veya maharet istiyen, otomatik, yarı otomatik el veya ayakla kullanılan oyun alet veya makinaları ile benzerlerini bulundurmak veya çalıştırmak veya yurda sokmak yahut imal etmek yasaktır.[10]
Bu kanunun uygulanmasında spor kulüpleri, gençlik teşekkülleri ve dernekler umuma açık yer sayılır.
Ancak 7470 sayılı T. C. Turizm Bankası Kanununun 18 inci maddesi hükümleri saklıdır.
AÇIKLAMALAR
“1072 sayılı Yasa’nın 1. maddesinde “Türk Ceza Kanunu’nun 567. maddesinin kapsamı dışında kalsa bile umuma mahsus veya umuma açık yerlerde her ne ad altında olursa olsun kazanç kastıyla oynanmasa dahi rulet, tilt, langırt ve benzeri baht ve talihe bağlı veya maharet isteyen, otomatik, yarı otomatik el veya ayakla kullanılan oyun alet veya makinaları ile benzerlerini bulundurmak veya çalıştırmak veya yurda sokmak yahut imal etmenin yasak olduğu” düzenlenmiş olup, sanığın işyerinde ele geçen aletin şans ve talihe bağlı jetonla çalışan ve 1072 sayılı Yasa kapsamındaki sigara makinesi olduğuna dair bilirkişi raporu karşısında, 1072 sayılı Yasa’nın 2. maddesindeki suçun oluştuğu gözetilmeden, kumar oynatmak suçunun kast unsurunun bulunmadığından bahisle yerinde görülmeyen gerekçeyle yazılı şekilde beraate hükmolunması,” (Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2006/6143 E., 2009/2331 K.)
“1072 sayılı Rulet, Tilt ve Benzeri Oyun Aletleri ve Makinaları hakkında Kanunun 1. Maddesinde rulet, tilt, langırt ve benzeri baht ve talihe bağlı veya maharet isteyen otomatik, yarı otomatik, el veya ayakla kullanılan oyun makinaları ve benzerlerini bulundurmak ve “çalıştırmak” veya yurda sokmak yahut imal etmeyi yasakladığı ve madde kapsamında bu aletlerle kumar oynatılması halinde ayrıca kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçundan da ceza verileceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı, 1072 sayılı Kanun kapsamındaki tombala makinası “çalıştırmak” suretiyle tombala oynatılması eyleminde 5237 sayılı TCK.nın 44/1. maddesinde yer alan “işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır” hükmü karşısında sanığın özel norm niteliğinde olan 1072 sayılı Kanunun 1 ve 2. maddesi uyarınca cezalandırılması gerekirken yazılı şekilde hem 1072 sayılı Kanuna aykırılık suçundan beraat, hem de kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021/3465 E. 2021/12257 K.)
“Sanık …’nın, 1072 sayılı Kanun kapsamında bulunan tombala makinasının maliki, zilyedi ya da işleteni olduğuna dair dosya içerisinde delil bulunmadığı, sanığın olay yerinde bulunuş amacı ve faaliyetlerinin kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçuna ilişkin olduğunun anlaşılması karşısında, 1072 sayılı Kanuna muhalefet suçu bakımından sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,” (Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2018/2507 E. 2019/9008 K.)
“kolluk görevlileri tarafından düzenlenen 06.10.2013 tarihli tutanak kapsamına göre, sanığın kumar oynattığı yerde bir adet tombala makinesinin ele geçirildiğinin anlaşılması karşında;Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 02.12.2021 tarih, 2021/69-606 Esas ve Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; 1072 sayılı Rulet, Tilt benzerleri oyun aletleri ve makineleri hakkında Kanun kapsamına giren alet ve makinelerle kumar oynatılması halinde hem TCK.nın 228. maddesinde düzenlenen kumar oynanması için yer ve imkan hazırlama suçu hem de 1072 sayılı Yasaya aykırılık suçlarının birlikte oluşacağı ve sanık hakkında 1072 sayılı Yasaya aykırılık nedeniyle dava açılmadığı anlaşılmakta ise de; 1072 sayılı Yasaya aykırılık suçundan zamanaşımı süresi içinde işlem yapılması mümkün görülmüştür.” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021/10010 E. 2022/1529 K.)
“somut olayda sanığın işletmecisi olduğu işyerinde 1 adet üzerinde Frutero ibaresi bulunan şansa bağlı çalışan kumar makinesinde kumar oynatıldığı anlaşılmakla, bu aletlerle kumar oynatılması halinde ayrıca kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçundan da ceza verileceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı, 1072 sayılı Kanun kapsamındaki oyun makinesini ”çalıştırmak” eyleminde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 44. maddesi gereğince fikri içtima hükümleri gereğince ağır olan cezayı gerektiren özel norm olan 1072 sayılı Kanun’un 1 ve 2. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde her bir suç yönünden ayrı mahkûmiyet hükümleri kurulmasında,” (Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2022/6161 E. 2022/15294 K.)
“sanığın işyerinde ele geçen 16 adet tombala kartı,muhtelif sayıdaki numaratör ve fişlerin, 1072 sayılı Yasa kapsamında sayılan alet ve makinalardan olmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde aynı Yasanın 2. maddesi ile mahkumiyet kararı verilmesi,” (Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2010/11619 E. 2012/4570 K.)
*******24/4/1969 TARİHLİ VE 1163 SAYILI KOOPERATİFLER KANUNUNUN EK 2 NCİ MADDESİNİN BİRİNCİ FIKRASININ (1) NUMARALI BENDİNDE BELİRTİLEN SUÇ.*******
1163 KOOPERATİFLER KANUNU
Ek Madde 2 – (Ek: 6/10/1988 – 3476/26 md.; Değişik: 23/1/2008-5728/340 md.)
- 8 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarına, 16 ncı maddenin beşinci fıkrasına, 24 üncü maddenin birinci fıkrasına, 46 ncı maddenin ikinci fıkrasına, 56 ncı maddenin ikinci ve altıncı fıkralarına, 59 uncu maddenin dördüncü, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarına, 62 nci maddenin ikinci fıkrası gereği sorumlulukları altında bulunan para, mal, defter, belge ve diğer kooperatif varlıklarını teslim etmeyen ve 90 ıncı maddenin beşinci fıkrasına aykırı hareket eden kooperatif ve üst kuruluşlarının yönetim kurulu üyeleri ve memurları ile 72 nci maddenin dördüncü fıkrasına aykırı hareket eden kooperatif üst kuruluşlarının yönetim kurulu üyeleri üç aydan iki yıla kadar hapis ve elli günden beşyüz güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılırlar.[11]
Madde 8. Maddenin 3 ve 4. fıkraları
Yapı kooperatiflerinde konut, işyeri ve ortak sayısı genel kurulca belirlenir. Yönetim Kurulu, genel kurulca kararlaştırılan sayının üzerinde ortak kaydedemez.
(Ek dördüncü fıkra:21/10/2021-7339/1 md.) Kamu kaynaklarından desteklenen kredilere kefil olan kooperatifler ile kamu kaynaklı tarımsal desteklemelere aracılık yapan kooperatiflerde, yönetim kurulu anasözleşmede belirtilen şartları taşıyanları ortaklığa kabulden kaçınamaz.
16 ncı maddenin beşinci fıkrası,
Haklarındaki çıkarma kararı kesinleşmeyen ortakların yerine yeni ortak alınamaz. Bu kişilerin ortaklık hak ve yükümlülükleri, çıkarılma kararı kesinleşinceye kadar devam eder.
24 üncü maddenin birinci fıkrası,
Yönetim kurulu yıllık faaliyet raporu, bilanço, gelir-gider farkı hesapları ve denetçilerin 66 ncı ve 69 uncu madde hükümlerine uygun olarak tanzim edecekleri raporlar, genel kurulun yıllık toplantısından en az 15 gün öncesinden itibaren bir yıl süre ile kooperatif merkezinde, varsa şubelerinde ve elektronik ortamda KOOPBİS’te ortakların tetkikine amade tutulur.
46 ncı maddenin ikinci fıkrası
Dörtten az olmamak üzere ortakların en az 1/10’u tarafından genel kurul toplantısından en az 20 gün önce yazılı olarak bildirilecek hususların gündeme konulması zorunludur.
56 ncı maddenin ikinci ve altıncı fıkraları,
2.fıkra Üyelik şartları denetçiler tarafından araştırılır. Bu şartları taşımadıkları halde seçilenler ile sonradan kaybedenlerin görevlerine yönetim kurulunca son verilir.
6.fıkra Yönetim kurulu üyelerine genel kurulca belirlenen aylık ücret, huzur hakkı, risturn ve yolluk dışında hiç bir ad altında başkaca ödeme yapılamaz. (Ek cümle:21/10/2021-7339/6 md.) Kamu kaynaklarından desteklenen kredilere kefil olan kooperatifler ile kamu kaynaklı tarımsal desteklemelere aracılık yapan kooperatiflerin yönetim kurulu üyeleri, bunların ortağı olduğu üst kuruluşlarda görev alsalar dahi yalnızca bir ücret veya huzur hakkı alabilirler.
59 uncu maddenin dördüncü, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkraları,
- fıkra Kooperatiflerce alınması kararlaştırılan gayrimenkullerin alımının, tapu devri veya tapuya şerh verdirilecek bir satış vaadi sözleşmesi ile yapılması şarttır.
- fıkra Yönetim kurulu üyeleri ve kooperatif personeli ortaklık işlemleri dışında kendisi veya başkası namına, bizzat veya dolaylı olarak kooperatifle kooperatif konusuna giren bir ticari muamele yapamaz.
- fıkra Kooperatif ve üst kuruluşlarca tanıtma ve ortak kaydetmek amacıyla yapılacak ilan, reklam ve açıklamalar, eksik ve gerçeğe aykırı olamayacağı gibi, yanıltıcı bilgi ve unsurlar taşıyamaz.
- fıkra Yönetim kurulu üyeleri ve temsile yetkili şahıslar, genel kurulun devredemeyeceği yetkilerini kullanamaz.
62 nci maddenin ikinci fıkrası
Yönetim kurulu; kendi tutanakları, genel kurul tutanakları, ortak listeleri, gelir-gider hesapları ve yıllık bilançonun usulüne uygun olarak hazırlanması ve saklanmasından, tetkik olunmak üzere denetçilere verilmesinden sorumludur. Ayrıca görevi sona eren yönetim kurulu üyeleri tarafından sorumlulukları altında bulunan para, mal, defter, belge ve diğer kooperatif varlıklarının seçimlerin yapıldığı genel kurul toplantı tarihinden itibaren üç iş günü içinde tutanakla yeni seçilenlere teslimi zorunludur.
90 ıncı maddenin beşinci fıkrasına
Birinci fıkradaki teşekküller, ilgili Bakanlıkça teşekküle ilişkin olarak istenilen her türlü bilgi, belge ve kayıtları, tanınan süre içinde tam olarak vermek zorundadır.
- maddenin 4. Fıkrası
Kooperatifler, kooperatif birliklerine; kooperatif birlikleri de merkez birliğine ortak olmadığı takdirde, kamu kaynaklarından desteklenen kredilere kefalet sağlayamaz ve kamu kaynaklı tarımsal desteklemelere aracılık yapamaz. Bu kapsamdaki başvurularda; birlikler kooperatifleri, merkez birliği de birlikleri ortaklığa kabulden kaçınamaz.
AÇIKLAMALAR
“S.S. … Kooperatifi başkanı ve yönetim kurulu üyeleri olan sanıkların … ’i kooperatif genel kurulunca belirlenmesi gereken aidat miktarını almadan ve hiç bir ödeme yapmadığı halde kooperatife üye kaydederek Kooperatifler Kanunun 59. maddesi 8. fıkrası delaletiyle EK 2/1 maddesindeki suçu işledikleri iddia edilen olayda; Kooperatif Ana Sözleşmesinin 11/2 maddesinde ortaklığa kabulün yönetim kurulu kararı ile gerçekleşeceğinin belirtildiği, 11/4 maddesinde “ortaklığa kabul veya red kararı ilgiliye 15 gün içinde yazı ile bildirilir, kararın kendisine bildirildiği tarihten itibaren 1 ay içinde sermaye taahhüdünün diğer ortaklarca ödenmiş taksidi ile diğer ortakların her birinin o tarihe kadar ödemiş oldukları paralara eşit meblağı bir defada öder” şeklindeki düzenleme gözetildiğinde, sanıkların Erkan Genç’ten aidat almaksızın kooperatife üye yapmaları şeklindeki eylemlerinin Kooperatifler Kanunu Ek 2/1 maddesindeki suçu oluşturmayacağı, ancak yapılan yargılama sırasında aldırılan bilirkişi raporlarında kooperatifin inşaat işlerini yapan firmanın ortağı olan … ’in üyeliğini devrettiği diğer ortak … tarafından kooperatife ödenmesi gereken aidat miktarının diğer üyelerin ödediği aidatlar seviyesine çekilerek 12/12/2008 tarihinde tahsil edildiğinin ve bu tahsilatın firmanın kooperatiften olan alacağına mahsuben gerçekleştirildiğinin belirtilmesi karşısında, öncelikle kooperatife ait belge ve defterlerin temini ve dosyanın üç kişilik bir bilirkişi heyetine tevdi ile… in üyeliğe kaydının yapıldığı 03/03/2008 tarihinde ödenmesi gereken aidat miktarının, yine üyeliği devrettiği … ’in aidat ödemesini gerçekleştirdiği tarihte kooperatifin söz konusu firmaya borçlu olup olmadığının, borcun kaynağının ve miktarının, eski üyeliğin ihya edilmesi ve 2002 senesinden itibaren ödemesi gereken aidat miktarı diğer üyelerin seviyesine çekilerek alacağına mahsuben geç tahsil edilmesi sebebiyle kooperatifin bir zararının oluşup oluşmadığının ayrıntılı olarak belirlenmesi ve 03/03/2008 ile 12/12/2008 tarihleri arasında alınması gereken aidatların mahsuplaşma kapsamında kalıp kalmadığının tespiti için rapor alınmasından sonra kişilere haksız bir menfaat temin edilmesi veya kooperatifin zararının bulunması halinde sanıkların eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı gözetilerek hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi,” (Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2016/8077 E. 2018/5003 K.)
“03/06/2007 tarihli genel kurulda alınan 5 numaralı karar ile yönetim kuruluna verilen ipotek yetkisinin; kooperatif üyelerinin ve /veya kooperatifin bankalardan kullanacağı kredilerin teminatı olarak kooperatife ait gayrimenkuller üzerinde ipotek tesisi yönünde olmasına karşın, Etimesgut Tapu Sicil Müdürlüğü’nce tanzim edilen 18/09/2007 tarih ve 22575 yevmiye numaralı ipotek işlemi ile yüklenici firmaya olan borçlar nedeni ile yüklenici firma lehine ipotek tesis edildiği ve bu hali ile yönetim kurulu üyelerinin 1163 sayılı Kanun’un 59/8. maddesi yollaması ile aynı Kanun’un Ek 2/1 maddesi uyarınca sorumlu olduğu gözetilmeden hüküm kurulması,” (Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2017/3691 E. 2017/6879 K.)
“Her ne kadar sanığın eylemi sabit görülerek 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun Ek 2/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiş ise de 1163 sayılı Kanun’un 42/6. ve sanığın yöneticiliğini yaptığı S.S. Yıldız Konut Yapı Kooperatifi ana sözleşmesinin 23. maddesinde genel kurulun devredemeyeceği yetkiler incelendiğinde, kooperatifin gayrimenkullerinin satımına ilişkin olarak, yalnızca satış usulü ve asgari fiyatın belirlenmesi devredilemeyecek yetkiler arasında sayıldığı, bunun dışında 1163 sayılı Kanun’un 55. ve 59. maddeleri ile anılan kooperatif ana sözleşmesinin ilgili maddelerinde kooperatifi temsil etme, her türlü hukuki işlemi yapma yetkisinin yönetim kurulunda bulunduğu, dosyanın tetkikinde ise 1999 ve 2007 yıllarındaki genel kurul toplantılarında, kooperatifin borçlarının ödenmesi için, asgari m2 ya da daire fiyatları belirlenmek suretiyle gayrimenkullerin satışı için yönetim kuruluna yetki verildiği, yönetim kurulunun da çeşitli tarihlerde borçların ödenmesi için tediyelerde bulunduğu ve 03/01/2009 tarihinde de kooperatifin borçlarına mahsuben bir kısım gayrimenkulleri alacaklı şirkete devrettiği anlaşılmakla, bu işlemlerin genel kurulun yetkilendirmesiyle yapıldığının anlaşılması karşısında üzerine atılı suçun unsurları oluşmayan sanığın beraati yerine, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi” (Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2019/27967 E. , 2019/9303 K.)
“İddianame konusu … Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifinin genel kuruluna ilişkin tutanaklarından sanıkların yönetim kurulu üyeliğine seçildiği genel kurul toplantı tarihi ile kaç yıl için seçildikleri belirlenerek suç tarihinde yönetim kurulu üyeliklerinin devam edip etmediği ve 1163 sayılı Kanunun 81/6. maddesinde belirtilen yasal dağılma nedeninin oluşup oluşmadığı tespit edildikten sonra sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hükümler kurulması,” (Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2015/11108 E. 2016/16914 K.)
“Lojistik ve Taşıyıcılar Kooperatifinin yönetim kurulunda bulunan sanıklar hakkında, bir başka yönetim kurulu üyesi olan Kenan’ın kooperatif aracının şoförlüğü görevini de yapıyor olması nedeni ile 2010, 2011 ve 2012 yıllarında kooperatiften maaş aldığı ve sigorta primlerinin kooperatif tarafından ödendiği iddiası ile 1163 sayılı Kanun’un 56/son maddesi delaletiyle aynı Kanun’un Ek 2/1. maddesi gereğince dava açılmış ise de; 1163 sayılı Kanun’un 56/son maddesinde belirtilen aylık ücret, huzur hakkı, risturn ve yolluk ödemeleri dışında yönetim kurulu üyelerine herhangi bir ödeme yapılamayacağına dair hükmün salt yönetim kurulu üyesi olmak nedeni ile yapılabilecek ödemeleri kapsadığı, …’ ın yönetim kurulu üyesi olmakla birlikte fiilen kooperatifte şoför olarak da çalıştığı, kendisine yapılan ödemeler ile hizmet akdi nedeni ile ödenmiş olan sigorta primlerinin yapmış olduğu hizmetin karşılığı olup, yönetim kurulu üyesi olmasından kaynaklanan bir ödeme olmadığı, yine eylemlerinin 1163 sayılı Kanun’un 59. maddesinin 5. fıkrasında belirtilen “yönetim kurulu üyelerinin kooperatif’le kooperatif konusuna giren ticari muamele yapma yasağı” kapsamında da değerlendirilemeyeceği anlaşılmakla, yasal unsurları oluşmayan suçtan sanıkların beraati yerine mahkumiyetlerine karar verilmesi,” (Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2015/33965 E. 2017/534 K.)
“Sanığın işlediği kabul edilen 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’na aykırılık suçlarının aynı Kanun’un Ek 2/1 ve Ek 2/2 maddelerinde öngörülen cezasının üst sınırına göre 5237 sayılı TCK’nin 66/1-e maddesinde belirtilen 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresine tabi olduğu, zamanaşımını kesen son işlem olan 04/03/2014 tarihli mahkumiyet hükmü ile inceleme günü arasında bu sürenin gerçekleştiği anlaşıldığından hükümlerin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA” (Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2021/9138 E. 2022/6474 K.)
“1163 sayılı Kanun’un 90/5. maddesi delaleti ile Ek 2/1. maddesi uyarınca, usulüne uygun olarak yapılan tebligata rağmen kooperatife ait belge ve defterlerin müfettişlere, kooperatif kontrolörlerine, denetimle görevlendirilen personele ve kredi kuruluşlarının denetim görevlerine ibraz edilmemesi suçundan açılan kamu davasının niteliğine göre, kooperatif ortağı olan müştekilerin suçtan doğrudan zarar görmediği ve bu nedenle davaya katılma haklarının bulunmadığı gibi, anılan Kanunun Ek 1/son maddesine göre suçtan zarar gören olarak kabul edilen ve davaya katılma hakkı bulunan Ankara Valiliği …’ nün de usulüne uygun olarak gerekçeli kararın tebliğ edilmesine rağmen temyiz talebinde bulunmadığı anlaşılmakla” (Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2019/28895 E. 2019/13935 K.)
“… yönetim kurulu üyeliğini yaptığı belirtilen sanıkların 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 16/5. maddesi uyarınca haklarında verilen çıkarma kararı kesinleşmeyen ortakların yerine yeni ortaklar aldıkları ve bu suretle 1163 sayılı Kanun’un Ek 2/1. maddesine muhalefette bulundukları iddiasıyla yapılan yargılamada, öncelikle sanıkların kooperatif yönetiminde görev aldıkları dönemler ile iddianame kapsamında kooperatif üyeliğinden çıkartılanlara ait çıkarma kararlarının şekli ile tarihlerinin ayrı ayrı saptanması, yine kooperatife ait tüm taşınmazlarda ferdileştirme yapılıp yapılmadığı ile yapılmışsa tarihlerinin tespit olunması, ihraç olunan kişilerin bu kararlara karşı genel kurula itiraz edip etmedikleri ya da ihraç kararının iptaline ilişkin dava açıp açmadıklarının belirlenmesi ile itiraz ile davaların ne suretle neticelendiği ve henüz haklarındaki çıkarma kararı kesinleşmeyen ortakların yerine kooperetife yeni ortak alınıp alınmadığının gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle denetime olanak verecek şekilde araştırılıp belirlenmesinden sonra sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ve kovuşturma ile yazılı şekilde hükümler kurulması,” (Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2015/4415 E. 2016/18319 K.)
“1163 sayılı Kanun’un 59/7. maddesinin ” (Ek: 6/10/1988 – 3476/15 md.) Kooperatif ve üst kuruluşlarca tanıtma ve ortak kaydetmek amacıyla yapılacak ilan, reklam ve açıklamalar, eksik ve gerçeğe aykırı olamayacağı gibi, yanıltıcı bilgi ve unsurlar taşıyamaz. ” şeklinde düzenleme içerdiği, bu hükme aykırılığın da aynı Kanun’un Ek 2/1. maddesi uyarınca yaptırıma bağlandığı, sanıklardan …’ un alınan savunmasında kooperatifin Avrupa Birliği, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı tarafından destekleneceğini söylediklerini, bunu söylediklerinde bu yönde resmi bir desteğin bulunmadığını beyan ettiği, bir diğer sanık …’ ın alınan beyanlarında da adı geçen kurumlara başvuracaklarını ve destek almak istediklerini belirttiklerini ancak daha önce başvurdukları ya da yardım aldıkları yönünde beyanlarının bulunmadığını ifade ettiği, sanık …’ ın alınan beyanlarında da diğer sanıkların savunmalarına iştirak ettiğinin anlaşılması karşısında, S.S. Dünya Engelliler Yaşam Merkezi Konut Yapı Kooperatifi yönetim kurulu üyeleri olan sanıkların, yaptıkları açıklamalarda Avrupa Birliği, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı tarafından destekleneceklerini, bu yönde müracaatta bulunacaklarını beyan etmelerine karşın, herhangi bir müracaatlarının olmadığı ve bu haliyle tanıtım ve ortak kaydetmek amacıyla eksik ve yanıltıcı beyanda bulundukları anlaşılmakla, sanıkların atılı suçtan mahkumiyetlerine karar verilmesi yerine, yerinde olmayan gerekçe ile sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi,” (Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2019/29661 E. , 2019/14717 K.)
“Dosyada sureti bulunan genel kurul toplantı tutanakları uyarınca, sanıkların, 30.06.2012 tarihli genel kurulda yönetim kurulu yedek üyeleri olduklarının, 01.09.2012 tarihli genel kurulda ise yönetim kurulu asil üyeliklerine seçildiklerinin anlaşılması karşısında, suç tarihi itibarı ile sanıkların kooperatif yönetim kurulu yedek üyeliğinden asil üyeliğine geçip geçmedikleri tespit edilmeden eksik kovuşturma ile mahkumiyetlerine karar verilmesi,” (Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2016/1010 E. 2017/1126 K.)
“03/06/2007 tarihli genel kurulda alınan 5 numaralı karar ile yönetim kuruluna verilen ipotek yetkisinin; kooperatif üyelerinin ve /veya kooperatifin bankalardan kullanacağı kredilerin teminatı olarak kooperatife ait gayrimenkuller üzerinde ipotek tesisi yönünde olmasına karşın, Etimesgut Tapu Sicil Müdürlüğü’nce tanzim edilen 18/09/2007 tarih ve 22575 yevmiye numaralı ipotek işlemi ile yüklenici firmaya olan borçlar nedeni ile yüklenici firma lehine ipotek tesis edildiği ve bu hali ile yönetim kurulu üyelerinin 1163 sayılı Kanun’un 59/8. maddesi yollaması ile aynı Kanun’un Ek 2/1 maddesi uyarınca sorumlu olduğu gözetilmeden hüküm kurulması,” (Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2017/3691 E. 2017/6879 K.)
“S.S. … Kooperatifi başkanı ve yönetim kurulu üyeleri olan sanıkların … ’i kooperatif genel kurulunca belirlenmesi gereken aidat miktarını almadan ve hiç bir ödeme yapmadığı halde kooperatife üye kaydederek Kooperatifler Kanunun 59. maddesi 8. fıkrası delaletiyle EK 2/1 maddesindeki suçu işledikleri iddia edilen olayda; Kooperatif Ana Sözleşmesinin 11/2 maddesinde ortaklığa kabulün yönetim kurulu kararı ile gerçekleşeceğinin belirtildiği, 11/4 maddesinde “ortaklığa kabul veya red kararı ilgiliye 15 gün içinde yazı ile bildirilir, kararın kendisine bildirildiği tarihten itibaren 1 ay içinde sermaye taahhüdünün diğer ortaklarca ödenmiş taksidi ile diğer ortakların her birinin o tarihe kadar ödemiş oldukları paralara eşit meblağı bir defada öder” şeklindeki düzenleme gözetildiğinde, sanıkların Erkan Genç’ten aidat almaksızın kooperatife üye yapmaları şeklindeki eylemlerinin Kooperatifler Kanunu Ek 2/1 maddesindeki suçu oluşturmayacağı, ancak yapılan yargılama sırasında
aldırılan bilirkişi raporlarında kooperatifin inşaat işlerini yapan firmanın ortağı olan … ’in üyeliğini devrettiği diğer ortak … tarafından kooperatife ödenmesi gereken aidat miktarının diğer üyelerin ödediği aidatlar seviyesine çekilerek 12/12/2008 tarihinde tahsil edildiğinin ve bu tahsilatın firmanın kooperatiften olan alacağına mahsuben gerçekleştirildiğinin belirtilmesi karşısında, öncelikle kooperatife ait belge ve defterlerin temini ve dosyanın üç kişilik bir bilirkişi heyetine tevdi ile… in üyeliğe kaydının yapıldığı 03/03/2008 tarihinde ödenmesi gereken aidat miktarının, yine üyeliği devrettiği … ’in aidat ödemesini gerçekleştirdiği tarihte kooperatifin söz konusu firmaya borçlu olup olmadığının, borcun kaynağının ve miktarının, eski üyeliğin ihya edilmesi ve 2002 senesinden itibaren ödemesi gereken aidat miktarı diğer üyelerin seviyesine çekilerek alacağına mahsuben geç tahsil edilmesi sebebiyle kooperatifin bir zararının oluşup oluşmadığının ayrıntılı olarak belirlenmesi ve 03/03/2008 ile 12/12/2008 tarihleri arasında alınması gereken aidatların mahsuplaşma kapsamında kalıp kalmadığının tespiti için rapor alınmasından sonra kişilere haksız bir menfaat temin edilmesi veya kooperatifin zararının bulunması halinde sanıkların eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı gözetilerek hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi,” (Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2016/8077 E. 2018/5003 K.)
———————————————0————————————————–
[1] 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle, bu fıkraya “idare eden kişi,” ibaresinden sonra gelmek üzere “üç aydan” ibaresi eklenmiştir.
[2] 15/8/2017 tarihli ve 694 sayılı KHK’nin 139 uncu maddesiyle, bu maddeye ikinci fıkradan sonra gelmek üzere (3), (4) numaralı fıkralar eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiş, daha sonra bu hüküm 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Kanunun 134 üncü maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
[3] 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanunun 19 uncu maddesiyle, bu fıkrada yer alan “bir yıla kadar hapis ve” ibaresi “bir yıldan üç yıla kadar hapis ve iki yüz günden aşağı olmamak üzere” şeklinde değiştirilmiştir.
[4] 29/6/2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanunun 30 uncu maddesiyle bu fıkrada geçen “bu kişiye” ibaresi “başkasına” olarak değiştirilmiştir.
[5] 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 38 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Orman ve Su İşleri Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir.
[6] 15/8/2017 tarihli ve 694 sayılı KHK’nin 22 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “eğitim ve spor tesislerinin” ibaresi “eğitim, adli hizmet ve spor tesisleri ile ceza infaz kurumlarının” şeklinde değiştirilmiş, daha sonra bu hüküm 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
[7] 18/7/2021 tarihli ve 7333 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle, bu fıkranın birinci cümlesine “doğalgaz,” ibaresinden sonra gelmek üzere “hava ayrıştırma,” ibaresi eklenmiştir.
[8] Anayasa Mahkemesinin 27/12/2023 tarihli ve E: 2018/95, K: 2023/221 sayılı Kararı ile bu fıkranın birinci cümlesinde yer alan “…adli hizmet…” ve “…ile ceza infaz kurumlarının…” ibareleri iptal edilmiştir.
[9] Anayasa Mahkemesi’nin 23/12/2015 tarihli ve E.: 2015/58, K.: 2015/117 sayılı Kararı ile; bu Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “langırt” ibaresi ve 2 inci maddesi 1 inci maddenin birinci fıkrasında yer alan “langırt” ibaresi yönünden iptal edilmiştir.
[10] 23/1/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanunun 324 üncü maddesiyle; bu fıkrada yer alan “567 nci” ibaresi “228 inci” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
[11] 21/10/2021 tarihli ve 7339 sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle bu bentte yer alan “üçüncü fıkrasına” ibaresi “üçüncü ve dördüncü fıkralarına” şeklinde değiştirilmiş, bende “16 ncı maddenin beşinci fıkrasına,” ibaresinden sonra gelmek üzere “24 üncü maddenin birinci fıkrasına, 46 ncı maddenin ikinci fıkrasına,” ibaresi eklenmiş, bentte yer alan “altıncı fıkrasına” ibaresi “ikinci ve altıncı fıkralarına” şeklinde değiştirilmiş, bende “fıkralarına” ibaresinden sonra gelmek üzere “, 62 nci maddenin ikinci fıkrası gereği sorumlulukları altında bulunan para, mal, defter, belge ve diğer kooperatif varlıklarını teslim etmeyen” ibaresi, “memurları” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile 72 nci maddenin dördüncü fıkrasına aykırı hareket eden kooperatif üst kuruluşlarının yönetim kurulu üyeleri” ibaresi eklenmiştir.

