TÜZEL KİŞİLERİN CEZA YARGILAMASINDA KATILAN OLABİLMESİ

Av.Tugay AYDENİZ

Ceza yargılamasında gerçek ya da tüzel kişi mağdur ya da suçtan zarar görenin duruşmaları takip edebilmesi, karara itiraz, istinaf, temyiz etme, sanığa soru sorma gibi haklarını kullanabilmesi için katılan sıfatını alması gerekir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 9/5/2019 tarih 167/391 sayılı kararı ve daha birçok yerleşmiş içtihadına göre bir tüzel kişinin katılan olabilmesi için suçtan DOĞRUDAN ZARAR GÖRMÜŞ OLMASI veya herhangi bir kanundan belirli bir tüzel kişinin bazı suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hükmün bulunması gerekir.

Bir kanunda, belli bir tüzel kişinin bazı suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hüküm bulunması halinde, anılan kurumların suçtan doğrudan zarar görüp görmediklerini ayrıca araştırmaya gerek bulunmamaktadır. Örneğin 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun davaya katılmayı düzenleyen 18. maddesi uyarınca Gümrük İdaresinin, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 18. maddesi uyarınca Maliye Bakanlığının, 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 162. maddesi uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun usulüne uygun başvuruda bulunmaları halinde kamu davasına katılacakları açıkça hükme bağlanmıştır.

Bu nedenle bir olayda mağdur olduğu iddiasıyla şikayetçi olan şirketlerin özel kanun ile davaya katılmasını düzenleyen bir hal olmadığı hallerde suçtan doğrudan zarar görüp görmediğinin tespiti ve bundan sonra şikayet ve davaya katılma haklarının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 25.03.2003 gün ve 41-54 sayı ile “tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılma, dolayısıyla verilen hüküm hakkında yasa yollarına başvurmanın olanaksız olduğu” şeklinde karar verilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/1191 E., 2018/328 K. Sayılı kararında; özel düzenleme olmadığı durumlarda, işlenen bir suç nedeniyle, o eylemin gerçekleşmesini engellemeye yönelik yükümlülüğün yerine getirilmesinde ihmal gösterildiği takdirde tüzel kişilerin veya diğer yetkililerinin cezaî ve hukukî sorumluluklarının doğması halinin, suçtan doğrudan zarar gördükleri anlamına gelmeyeceği, bu nedenle işlenen suç açısından ilgili tüzel kişiliklere veya yetkililere “mağdur” ya da “suçtan zarar gören” sıfatını kazandırmayacağı belirtilmiştir.

Suçtan doğrudan zarar görmeyen kişiler hakkındaki katılma kararlarının yok hükmünde olduğu Yargıtay kararlarında ifade edilmektedir.

“suçtan doğrudan zarar görmeyen kişiler hakkında verilen katılma kararının yok hükmünde olup…” (Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2018/1814 E., 2019/5335 K., 15. Ceza Dairesi 2017/29955 E. , 2019/1881 K., 15. Ceza Dairesi 2017/12561 E. , 2019/1615 K., 15. Ceza Dairesi 2019/1165 E. , 2019/1622 K.)

Bu doğrultuda yine CMK 249/1 maddesindeki “Bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada tüzel kişinin organ veya temsilcisi, katılan veya savunma makamı yanında yer alan sıfatıyla duruşmaya kabul edilir.” düzenlemesi de göz önüne alınmalıdır. Bu çerçevede mağdur ya da suçtan zarar gördüğünü iddia edenlerin tüzel kişiliğinin olup olmadığı ve şikayet yetkisi bakımından bu tüzel kişinin temsilcisinin de kim olduğunun tespiti gerekir.

“Şikayetçi … Meslek Birliğinin…Kent Müzik(Türkiye)… A.Ş. ile arasında “üyelik ve yetki belgesi” imzaladığı, ancak suça konu yabancı eserin hak sahibi olan gerçek veya tüzel kişilerin, şikayet ve temsil haklarını adı geçen şirkete devrettiğine dair hukuken geçerli ve yeterli belgeleri yasal süresi içinde dosyaya sunamadığı, mahkemece şikayetçi Meslek Birliğine katılan sıfatı verilmesinin kanun yoluna başvurma hak ve yetkisi kazandırmayacağı,” (Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2015/12780 E. ,2018/412 K.)

Bilindiği üzere Tüzel kişilerde hak ehliyeti kendiliğinden başlamamaktadır. Yasalarda belirtilen bir takım formaliteler veya kararların tamamlanması gerekir. Örneğin tüzel kişinin bir yerleşim yeri olması gerekir. Medeni Kanunun 51. Maddesine göre tüzel kişinin yerleşim yeri “işlerinin yönetildiği” yerdir. Tüzel kişinin fiil ehliyeti de Medeni Kanunun 49. Maddesinde belirtildiği üzere kanun ve tüzüklerle belirlenmiş gerekli olan organlara sahip olunmasıyla olur. Bu organlar Tüzel kişinin iradesini temsil eder ve bu suretle hukuk sistemi içerisinde var olmayı sağlar.

Ticaret şirketlerinin Türk Ticaret Kanunu’nun 588/1 ve 40/4 maddeleri gereği tüzel kişilik kazanılması için ticaret siciline tescil gerekir ve merkezi Türkiye dışında bulunan şirketlerin de Türkiye’de bulunan şubelerinin yerli ticari işletmeler gibi tescil olunması ve yerleşim yeri Türkiye’de bulunan tam yetkili mümessil ataması gerekir.

Tüzel kişiliğe sahip olmayan bir şirketin şahsa bağlı haklardan olan şikayet hakkı ve davaya katılma yetkisi bulunmamaktadır.

Yargıtay Kararlarında Suçlara Göre Suçtan Doğrudan Zarar Gören Tüzel Kişiler

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu
“Sanığa yüklenen “resmi belgede sahtecilik” suçundan zarar gören, adına sahte çek düzenlenen gerçek ya da tüzel kişi olup, suçtan doğrudan zarar görmeyen … Bankası A.Ş.’nin kamu davasına katılma ve hükmü temyiz etme hakkı bulunmadığı” (Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2020/3194 E. 2022/7851 K.)

Tehdit suçu
“Tehdit suçunun mağdurunun, suçtan doğrudan zarar gören gerçek kişiler olabileceği, tüzel kişilerin tehdit suçunun mağduru olamayacağı, bu nedenle davaya katılma hakkı bulunmadığı” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2016/136 E. , 2020/733 K.)

Sahtecilik suçu
“Sanık … hakkında, ele geçirilemeyen sahte nüfus cüzdanını kullanmak suretiyle Denizbank Kurtköy Şubesine kredi başvurusunda bulunduğu ve buradan 5000 TL kredi çektiği iddiası ile resmi belgede sahtecilik suçundan açılan davada, her ne kadar kredi sözleşmesi nedeniyle bir dava açılmamış ise de; sanığa yüklenen resmi belgede sahtecilik suçu bakımından, bankaya sahte belge ibraz edilerek kredi sözleşmesi imzalamaktan ibaret eyleminde, resmi belgede sahtecilik suçunun hedef aldığı kurum ve suçtan doğrudan zarar görenin adı geçen banka olduğu, bu nedenle şikayetçi Denizbank A.Ş.’nin davaya katılma ve hükmü temyiz etme hakkı bulunduğu anlaşılmakla” (Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2020/1624 E. 2021/1089 K.)

2863 sayılı Kanuna muhalefet suçu
” uyuşmazlık; müze müdürlüğünün, sit alanına izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunmak suretiyle 2863 sayılı Kanuna muhalefet suçundan açılan kamu davasına katılma ile hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir……..2863 sayılı Kanuna aykırılık suçlarında Kültür ve Turizm Bakanlığının davaya katılma hakkı olduğuna ilişkin kanunlarda özel bir hüküm bulunmamasına karşın, 4848 sayılı … Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 2/c maddesi ile tarihi ve kültürel varlıkları koruma görevi verilen Kültür ve Turizm Bakanlığının, suçtan doğrudan zarar gören sıfatının bulunduğu kabul edilmelidir. Bu aşamada 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçlarına ilişkin görülen ceza davalarında “suçtan zarar gören” sıfatı bulunduğu kabul edilen Kültür ve Turizm Bakanlığını, müze müdürlüklerinin adli ve idari karar mercilerinde temsil etme yetkisinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir…………Bu kanuni düzenlemeler incelendiğinde, Kültür ve Turizm Bakanlığını adli ve idari karar mercilerinde temsil etme yetkisinin açık bir şekilde İl Kültür ve Turizm Müdürlüklerine verildiği, müze müdürlüklerinin bağlı olduğu Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün ise temsil konusunda herhangi bir görev ve yetkisinin bulunmadığı görülmektedir.” (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/488 E. 2017/279 K.)

Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçu
“zabıta memuru olarak görev yapan mağdura karşı işlendiği iddia olunan görevi yaptırmamak için direnme suçundan doğrudan zarar görmeyen ve kamu davasına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hükmün de bulunmaması nedeniyle bu suçu takip etme görevi bulunmayan …’nın kamu davasına katılma yetkisinin olmadığı gibi yerel mahkemece verilen müdahale kararı hukuki değerden yoksun olup hükmü temyiz etme hakkı vermeyeceğinden” (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/306 E. , 2016/62 K.)

Bozulmuş Veya Değiştirilmiş Gıda Veya İlaçların Ticareti Suçu
“uyuşmazlık; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı adına Ankara Tarım İl Müdürlüğünün, bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti suçundan açılan kamu davasına katılma ve hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir……Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti suçunda korunan hukuki yarar kamunun sağlığı olup suçun mağduru toplumu oluşturan herkestir. Topluma arzı gerçekleştirilen gıdaların mevzuatta belirtilen koşullara uygunluğu açısından denetlenmesinde, sonradan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ismini alan ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile bağlı birimlerinin önemli görev ve yetkilere sahip olduğu ve bu denetimlerin yerine getirilmesi açısından topluma karşı yükümlülüklerinin bulunduğunda kuşku bulunmasa da; söz konusu denetim yetkisinin, bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti suçu açısından ilgili Bakanlık ve bağlı birimlerine “suçtan doğrudan zarar gören” ve “malen sorumlu” sıfatlarını kazandırmayacağı, tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı gibi dolaylı zararlara dayanılarak kamu davasına katılmanın mümkün olmadığı, aynı Bakanlık ve bağlı birimlerinin kamu davasına katılmayı özel olarak düzenleyen bir kanun hükmünün bulunmadığı, yine Devletin tüzel kişi oluşu nedeniyle suçun mağduru da olmadığı göz önüne alındığında; anılan Bakanlık ve bağlı birimlerinin yargılamaya konu suç yönünden kamu davasına katılma hak ve yetkisinin olmadığı”(Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/1191 E., 2018/328 K.)

Yükseköğretim Kurulu’nun katılma yetkisi
“Yükseköğretim Kurulu’nun üniversitelerce hazırlanan bütçeleri inceleyip onayladıktan sonra, Milli Eğitim Bakanlığına sunmak ve üniversitelere tahsis edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak görevinin yanında, üniversiteleri denetleme yükümlülükleri de bulunmaktadır. Ancak sayılan bu görev ve yetkilere sahip olması Yükseköğretim Kurulunun, işlendiği iddia edilen “Biyokimya Laboratuarının malzeme ihtiyacı için yapılan ihalelerde hukuka aykırı davranmak suretiyle görevde yetkiyi kötüye kullanma” suçundan doğrudan zarar gördüğü anlamına gelmemektedir. Üniversitenin Tıp Fakültesinin malzeme alımında yapılan usulsüzlük ile tüzelkişiliği bulunan Selçuk Üniversitesi doğrudan zarar görmüş, üniversite bütçesinin hazırlanması ve kaynakların etkin kullanılması konusunda görevleri bulunan Yükseköğretim Kurulu ise dolaylı olarak zarar görmüştür. Aksinin kabulü halinde üniversite ile ilgili işlenen her suça Yükseköğretim Kurulunun katılabileceğinin kabulü gerekir.
Diğer taraftan yasa koyucu, anılan bazı özel yasalarda olduğu gibi Yükseköğretim Kurulunun, üniversitelere ilişkin kamu davalarına katılmasına yönelik bir düzenleme de getirmemiştir.” (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2010/4-155 E. ,2011/80 K.)

6114 sayılı kanuna muhalefet
“Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan sınavlarda meydana gelebilecek kopya çekilmesi ve/veya başkasının yerine sınava girilmesi gibi durumlarda 6114 sayılı Kanunun 10. maddesine aykırılık iddiası ile açılan kamu davalarında Milli Eğitim Bakanlığının suçtan doğrudan zarar gördüğünün kabul edilmesi gerektiğinden, Milli Eğitim Bakanlığının davaya katılma hakkı olması gerektiği”( Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2022/588 E. ,2022/8363 K.)

Sendikal Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçu
“Gerçek kişilere karşı işlenebilen ve bireysel sendika özgürlüğünü koruyan TCK’nin 118. maddesinin ilk fıkrasındaki sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi suçu nedeniyle sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi, üyelerini, aidat gelirlerini kaybetmesi veya toplu iş sözleşmesi yapma yetkisini kazanamama ya da kaybetme gibi dolaylı olarak zarar görme ihtimali bulunsa da, bu suçla korunan hukuki yararın bireysel sendika hakkı olması, sendika tüzel kişiliğinin suçtan zarar gören olarak kamu davasına katılması için doğrudan bir zarar görmesinin gerekmesi ve mevzuatta sendikaların bu suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hükmün bulunmaması karşısında, ilgili sendikanın TCK’nın 118. maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki suçlarda, suçtan zarar gören olarak kamu davasına katılma hakkının ve gelinen aşamada gerekçeli kararın ilgili sendikaya tebliğine gerek bulunmadığı kabul edilmelidir.” (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.09.2019 tarih, 2019/18-285 Esas- 2019/554 Karar)

Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama Suçu
“uyuşmazlık; sonradan Hazine ve Maliye Bakanlığı adını alan Maliye Bakanlığının, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan açılan kamu davasına katılma ve hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir…….Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunda korunan hukuki yarar, soruşturma ve kovuşturma makamlarınca öncül suçlardan elde edilen malvarlığı değerlerine ulaşılarak bu suçların ve faillerinin ortaya çıkarılmasına, böylelikle adil yargılanma hakkının sağlanmasına ve adliyeye ilişkin yarar olup suçun mağduru toplumu oluşturan herkestir. Suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesine ilişkin usul ve esasların belirlenmesinde, sonradan Hazine ve Maliye Bakanlığı adını alan Maliye Bakanlığı ile bağlı birimlerinin önemli görev ve yetkilere sahip olduğu ve suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi bakımından topluma karşı yükümlülükleri bulunduğunda kuşku bulunmasa da; söz konusu görev ve yetkilerin, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu açısından ilgili Bakanlığa “suçtan doğrudan zarar gören” ve “malen sorumlu” sıfatlarını kazandırmayacağı, ilgili Bakanlığın sanıklara atılı resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçları ile teşekkül halinde ihracat kaçakçılığı suçundan ayrı açılan davalarda katılan olarak duruşmalara kabulüne karar verilmesinin, aynı Bakanlığa, sanıkların bu suçlardan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla çeşitli işlemlere tâbi tutmak suretiyle işledikleri iddia olunan ve öncül nitelikteki diğer suçlardan bağımsız ve farklı bir hukuki değerin korunmasına yönelen suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan açılan davaya katılma hakkı vermeyeceği, tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı gibi dolaylı zararlara dayanılarak kamu davasına katılmanın mümkün olmadığı, aynı Bakanlık ve bağlı birimlerinin kamu davasına katılmasını özel olarak düzenleyen bir kanun hükmünün bulunmadığı, yine Devletin tüzel kişi oluşu nedeniyle suçun mağduru da olmadığı göz önüne alındığında; anılan Bakanlığın yargılamaya konu suç yönünden kamu davasına katılma hak ve yetkisinin olmadığı, (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/172 E. ,2018/435 K.)

Biyogüvenlik Kanunu’na muhalefet suçu
“uyuşmazlık; Tarım ve Orman Bakanlığı adına … Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü’nün 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu’na muhalefet suçundan açılan kamu davasına katılma ve hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir….Sanığın üzerine atılı 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu’na muhalefet suçunda korunan hukuki yarar kamunun sağlığı olup suçun mağduru toplumu oluşturan herkestir. GDO ve ürünleri ile GDO’lardan elde edilen ürünlerden kaynaklanabilecek riskleri engellemek, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla biyogüvenlik sisteminin kurulması ve uygulanması, bu faaliyetlerin denetlenmesi, düzenlenmesi ve izlenmesi, araştırma, geliştirme ve benzeri işlemlerin yapılması, işleme, piyasaya sürme, izleme, kullanma, ithalat, ihracat, nakil, taşıma, saklama, paketleme, etiketleme, depolama gibi işlemlerin ilgililer tarafından nasıl yapılacağının belirlenmesi dahil olmak üzere GDO ve ürünleri ile GDO’lardan elde edilen ürünlerin son tüketiciye ulaşıncaya kadar mevzuatta belirtilen koşullara uygunluğun sağlanması açısından, Tarım ve Orman Bakanlığı ile bağlı birimlerinin önemli görev ve yetkilere sahip olduğu ve bu işlemlerin yerine getirilmesi açısından topluma karşı yükümlülüklerinin bulunduğunda kuşku olmasa da söz konusu yetkinin, 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu’na muhalefet suçu açısından ilgili Bakanlık ve bağlı birimlerine “suçtan doğrudan zarar gören” ve “malen sorumlu” sıfatlarını kazandırmayacağı, tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı gibi dolaylı zararlara dayanılarak kamu davasına katılmanın mümkün olmadığı, aynı Bakanlık ve bağlı birimlerinin kamu davasına katılmayı özel olarak düzenleyen bir kanun hükmünün bulunmadığı, yine Devletin tüzel kişi oluşu nedeniyle suçun mağduru da olmadığı göz önüne alındığında; Tarım ve Orman Bakanlığı adına … Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğünün 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu’na muhalefet suçundan açılan kamu davasına katılma ve hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunmadığı” (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/78 E., 2021/436 K.)

Köy Yoluna Tecavüz Suçu
“uyuşmazlık; Maliye Hazinesinin, köy yoluna tecavüz suçundan açılan kamu davasına katılma ve hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir…..Medeni Kanunun 715. maddesinde vurgulandığı üzere; yararlanması kamuya bırakılmış mallardan olan köy yolu devletin hüküm ve tasarrufu altında olup, hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamayacağı açıktır. Benzer hüküm 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesinde de yer almakta olup, orta malı taşınmazların özel mülkiyete konu teşkil etmeyeceği belirtilmiştir.
Kamunun ortak kullanımına ayrılan ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kamu malı niteliğindeki köy yoluna tecavüz suçunda, korunan hukuki yarar, köy yollarının mülkiyet ve ortak kullanım hakkı olup, suçun mağduru köy yolundan yararlanma hakkı olan herkestir. Köy yollarını kullanma hakkına sahip köy tüzel kişiliği ile köy yolunun sahibi olan Hazinenin, köy yoluna tecavüz suçlarında doğrudan zarar gördüğü ve buna bağlı olarak uyuşmazlığa konu olan somut olayda Hazinenin davaya katılma, verilecek kararlara karşı kanun yollarına başvurma hak ve yetkisinin bulunduğu kabul edilmelidir.”(Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/976 E., 2017/87 K.)

Kredi Kartının İzinsiz Kullanılması
Kredi kartlarının henüz müşterilere teslim edilmeden, kurye olan sanık tarafından kullanılmış olması nedeniyle başkasına ait banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama suçundan doğrudan zarar görenlerin ilgili bankalar oldukları, kart dağıtımından sorumlu olan şirket sahibinin bu suç yönünden davaya katılma hakkı olmadığı” (Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2016/2679 E. ,2018/3259 K.)

Sahte Oluşturulan Banka Kartı
“TCK.nın 245/2 ve 245/3. maddelerinde düzenlenen suçların mağduru ilgili banka olup,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2018/1497 E., 2019/13513 K.)

Sahte Oluşturulan Banka Kartı
TCK.nun 245/2-3. maddelerinde tanımlanan suçlardan zarar görenin sahte oluşturulan banka veya kredi kartı hesaplarıyla ilişkilendirilen banka ya da finans kuruluşları olacağı(Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2014/35598 E. ,2015/16120 K.)

Kredinin Açılmasını Sağlamak Maksadıyla Dolandırıcılık
“5237 sayılı TCK’nın 158/1-j bendinde, dolandırıcılık suçunun, banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla, işlenmesi, nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. ….Bu suçun mağdurları banka ve diğer kredi kurumlarıdır.” (Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2013/2442 E., 2014/17937 K.)

Şirket Adına Sahte Telefon Hattı Çıkarılması
“Katılan tüzel kişi adına bir borç doğmadığının ve şirketin suçtan doğrudan zarar görmediğinin dosyadan anlaşılması karşısında şikayetçi şirketin katılan sıfatı kazanamayacağı yönündeki tebliğnamede yer alan düşünceye; … A.Ş.’nin bilgisi ve rızası dışında suç tarihinde (31.08.2013) çıkartılan ve kullanıma açılan iki adet abonelik sözleşmesi sonucunda işletmeci (operatör) şirket Avea (Türk Telekom) A.Ş. tarafından 30.11.2013 tarihinde (Kasım 2013 dönemi) son ödeme tarihi 23.12.2013 olarak düzenlenen 173,60 ve 172,98 TL bedelli iki adet faturanın katılan tüzel kişiye tebliğ edilmesi, bu faturalar nedeniyle katılan şirketin fatura borcu dışında başkaca vekalet ücreti, dava ve takip masraflarının ortaya çıkması, ………. suçun işlenmesi sırasında suçtan zarar gören gerçek veya tüzel kişinin suça ilişkin eylem nedeniyle gerçekleşen maddi zararının karşılanmasıyla tahakkuk ettirilen fatura veya alacak kalemlerinin bulunmadığının beyan edilmesi gibi nedenlerin katılma kararını hükümsüz kılmayacağı gibi yine CMK’nun 242. maddesine göre tüzel kişi katılanın bağımsız olarak temyiz yoluna başvurabileceği (Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2018/5640 E. 2018/11988 K.)

5464 Sayılı Yasaya Muhalefet Suçu
“Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanığın azledildiği halde, şikayetçi şirket sıfatıyla maaş bordrosu düzenleyerek bu bordrolarla … ve…. adına Yapı Kredi Bankası A.Ş.’ye başvurarak kredi kartı talebinde bulunduğu iddiasına yönelik eyleminin 5464 sayılı Yasanın 37. maddesi kapsamında kaldığı anlaşılmakla, 5464 sayılı Yasaya muhalefet suçunun mağduru ilgili bankalar olup suçtan doğrudan zarar görme olasılığı bulunmayan, bu nedenle açılan davaya katılma ve hükmü temyize hak ve yetkisi bulunmayan şikayetçi şirket vekilinin temyiz isteminin CMUK.nun 317. maddesi gereğince REDDİNE,” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2018/2931 E., 2018/2970 K.)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir